tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2010 Cuma

Siyah üzüm tedavi için kullanılacak

Siyah üzüm tedavi için kullanılacak

Türk bilim adamları, antikanserojen özelliği bilimsel araştırmalarla kanıtlanan siyah üzümün kanser hastalarında destekleyici tedavide kullanılması için proje yürütecek.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü ile Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı’nın ortaklaşa yürüteceği projenin başarıya ulaşması halinde hastalar yüksek fiyata aldıkları ithal ürünü çok ucuza edinebilecek.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan, dünyada ve Türkiye’de artış gösteren lösemi, lenfoma ve myeloma gibi hastalıklara yönelik tedavilerde büyük gelişme olmasına rağmen olumlu sonuç alınamayan vakalar da bulunduğunu söyledi.

Yıllardır ”Kemoterapinin yanı sıra destekleyici bir ürün alıp alamayacakları”nı soran hastalarına bununla ilgili bilimsel yayınlar az olduğu için çekingen yanıtlar verdiğini anlatan İlhan, bazı hastalarının ithal edilen pahalı ürünlerden kullandıklarını ifade etti. İlhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Son yıllarda siyah üzümün kabuğunda bulunan resveratrol adı verilen doğal antibiyotiğin lösemi hastalarında etkili olduğuna ilişkin araştırmalar yayımlandı. Bununla ilgili bir çalışma 33. Ulusal Hematoloji Kongresinde ikincilik ödülü aldı. Nature gibi dünyanın belli başlı dergilerinde bu maddenin kanser hücrelerine karşı etkili olduğu gösterildi ve çalışma çok hızlı ilerliyor. Hatta KML türü kanserli hastalarda çok etkin olan Glivec ilacına direnci olanlarda bile bu maddenin etkili olduğu ortaya çıktı. Yürüteceğimiz bu sosyal sorumluluk projesiyle önce Ziraat Fakültesi’ndeki araştırmacılar tarafından resveratrolun ülkede yetişen siyah üzümlerdeki oranı belirlenip ıslah çalışmaları yapılacak. Projenin ikinci aşamasında ise tıp fakültemizin hematoloji bilim dalında önce hayvan, sonra da insan deneyleriyle bu maddenin hastalar üzerindeki etkinliği belirlenecek. Proje başarıya ulaşırsa hastalar bu ürünlere çok daha ucuza ulaşabilecek.”

”Ürünün kemoterapi gören hastalarda etkili olup olmadığı” sorusu üzerine de İlhan, bazı bilim adamlarının kemoterapiden sonra değerlerinde düşme olan trombosit ve lökositlerin toparlanmasında bu maddenin etkili olduğunu gösteren çalışmalar ortaya koyduklarını bildirdi. İlhan, ”Literatüre geçen çok başarılı sonuçlar var. Kemoterapide dirençli olgularda bile işe yaradığı görülmüş” şeklinde konuştu.

Antikanserojen etkisi olan bu maddenin bir alternatif tedavi değil, ilaçla beraber alınması gereken tamamlayıcı bir ürün olduğunu vurgulayan İlhan, ”Lösemi ve lenfoma tedavisinde, kemoterapinin etkisinin artırılması ya da yan etkilerinin azaltılması için kullanılabilecek. Ama bunun için öncelikle projemizin sonuçlanması gerekir” dedi.

-RESVERATROLUN ANTİKANSEROJEN VE ANTİMUTAJEN ÖZELLİĞİ-

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Söylemezoğlu da siyah üzümün soğuk hava koşulları, mantar enfeksiyonları gibi etkenlere bağlı olarak kendini korumak için ürettiği resveratrolun, antikanserojen ve antimutajen özelliği bulunduğunu söyledi.

Bu maddenin siyah üzüm çeşitlerinde yoğun olarak bulunduğunu anlatan Söylemezoğlu, araştırma kapsamında, asmanın gen merkezi olan Türkiye’de yetiştirilen üzüm çeşitlerinde bu maddenin düzeyinin belirleneceğini kaydetti.

Söylemezoğlu, çalışma kapsamında üzümün çekirdeği, kabuğu ve salkım sapının yanı sıra şarap ve pekmez gibi bu meyveden üretilen ürünlerdeki resveratrol düzeyine de bakacaklarını bildirdi.

Üzüm suyu ve kuru üzüm gibi besinlerdeki resveratrol oranını da araştıracaklarını belirten Söylemezoğlu, ”Bu araştırma, hem kültür çeşitlerinde hem yabani tipteki asmalarda hem de Amerikan türlerinde yürütülecek” diye konuştu.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Çolak ise projeyi TÜBİTAK, DPT ve diğer ilgili kuruluşların desteğiyle yürütmeyi planladıklarını söyledi.

29 Ocak 2010 Cuma

Genç Olmak Dracula Terapisinden Geçiyor

Genç Olmak Dracula Terapisinden Geçiyor
 
Tüyleriniz yeterince ürpermediyse biraz daha açıklık getirelim.

Adına 'Dracula Terapisi' diyorlar. Tüyleriniz yeterince ürpermediyse biraz daha açıklık getirelim. İnsanın sonsuza kadar genç kalma hayali kabusa dönüşüyor sanki. Gençleşmek için uygulamaya getirilen son yöntem gözleri yuvalarından çıkaracak cinsten: Kendi kanınızı yüzünüze enjekte ettirin!


Dünyayı saran anti-ageing fırtınasında son sıcak haber s3 Terapi denilen bu irkiltici yöntem.

'Stimulated Self Serum' cilt terapisi, Londra merkezli Fransız estetik doktor Daniel Sister tarafından İngiltere'de tanıtıldı.

Sistem şöyle çalışıyor: Doktor kanınızı alıyor ve bunu alyuvarlar, trombositler ve serum olarak ayırıyor. Daha sonra, vitaminler ve aminoasitler eklendikten sonra, zenginleştirilmiş serum yeniden yüze enjekte ediliyor.

Doktor Sister'a göre, bu DNA onarımını uyarıyor, kırışıklıkları düzeltiyor ve yaşlanmış cildin doğal bir şekilde genç görünmesini ve genç hissedilmesini sağlıyor.

İşlemde herhangi bir sentetik dolgu maddeleri kullanılmadığına ya da acı verici lazer ya da peeling yöntemlerine başvurulmadığına da dikket çekiliyor.

Ayrıca yöntem kulağa tuhaf ve hatta korkutucu gelse de, yıllardır diş hekimlerinin çekilmiş dişetlerinin kendilerini yenilemesi için hastanın kendi 'serumunu' kullandıkları biliniyor.

Ayrıca ABD'deki birkaç araştırma trombositten yana zengin plazmanın spor sakatlıklarında enjekte edildiğinde iyileşmeyi hızlandırabildiğini de gösterdi.

Dr.Sister, "Eğer serum kemikler ve dişetleri gibi yumuşak dokular için iyiyse, cilt için de iyi olabilir diye düşündüm" diyor.

Gençleşme ve genç kalma çılgınlığının önüne geçilemediği ve bir yandan da sürekli pompalandığı dünyamızda herkes birer Dracula'ya dönüşebilir. Aman dikkat!