Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2010 Cuma

Aspirin ve saç bakımı

Aspirin ve saç bakımı
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/LiveImages/YeniFotoAnaliz/Tarihe%20y%C3%B6n%20veren%20icatlar/5-aspirin.jpg
Saç derisindeki kepekler ve şampuanlardan kalmış kalıntıları arındırmak için evinizde ekonomik ve pratik bir yöntemle saç derisi bakımı yapabilirsiniz Bakım sonrasında saç derinizdeki cilt gözenekleri açılıp oksijen almasını sağlayacaktır


Malzemeler
1 bardak çok sıcak su
30 adet aspirin
1 çorba kaşığı karbonat

Hazırlanışı ve Uygulaması

Aspirinleri sıcak suyun içinde tamamen eritin.
Karışıma karbonatı ekleyip karıştırın ve ılınmasını bekleyin.
Temiz ve ıslak saç diplerine masaj yaparak karışımı sürün.
15 dakika bekledikten sonra ılık su ile saçlarınızı durulayın...

24 Mart 2010 Çarşamba

Sırt Ağrılarından Kurtulmak, Sırt Ağrısı

Sırt Ağrılarından Kurtulmak, Sırt Ağrısı

Sırt ağrınızı tamamen yok etmenin ipuçları
Eğer sırt ağrısı çekiyorsanız, bunun ne kadar kötü bir durum olduğunu bilirsiniz. Sizi bu acıdan kurtaracak ve koruyacak idmanlara seve seve zaman ayırırsınız. Sırt ağrısının dezavantajı bir kere başladı mı kurtulması çok zor olmasıdır. Bu acıdan kurtulmak için günlük yaşamınızda bazı adımlar atmalısınız. Aşağıda sırt ağrısını geçirmek için en iyi uygulamaları bulabilirsiniz:

Karın kaslarınızı güçlendirin

Sırt ağrısından kurtulmak için en iyi egzersiz karın kaslarının kuvvetlendirilmesidir. Karın kasları, leğen kemiği ile omurganın düzgün sıralanması ve burkulma-bükülme hareketlerinden korunmasını sağlar. Eğer karın kaslarınız güçlü değilse , vücudunuzun yaptığı bazı hareketleri kaldıramayacak ve omurganızda doğal olmayan kavisler olacaktır.

Karın kaslarınızı güçlendirici hareketler seçtiğinizde, karın kaslarınızın kasılmasına dikkat edin. Bu egzersizlerde karın kası yerine kuvvetinizi kullanarak veya kol kaslarınızı kullanarak ağırlıkları hileye başvurarak taşıyabilirsiniz. Bazılarında dili damağa dayamak hareketi kolaylaştıracaktır. Bu küçük düzeltme boyundaki fazla gerginliği alacak ve hareketi daha fazla karın kasına yönlendirecektir.

Gerçekten kuvvetinizi doğru şekilde kullanmak istiyorsanız, yukardan asıldığınızı düşünün ve bu şekilde mekik çekin. Hızınızı kontrol edin, ne kadar yavaş yaparsanız o kadar iyi karın kaslarınızı kullanırsınız.

Omuz pressi uygularken vücudunuzun şekline dikkat edin

Omuz pressi yaparken vücudunuzun üst tarafı çalışır. Her zaman glute kaslarınızın kasılmasın sağlayın böylece alt sırt bölümünüz dik durur. Ağırlık başınızın üstüne geldiği zaman biraz eğilirsiniz ve ağırlık aşağıya güç uygulamaktadır. Omurga üzerinde uygulanan baskı çok iyidir. Glutelerin kasılmasını sağlayarak. Omurganızın şekle girmesini ve sakatlanmamasını sağlarsınız. Düzenli olarak uygularsanız, sırt ağrılarının yok olmasını sağlayacaktır.
Eğer hareketi doğru yapıp yapmadığınızdan emin değilseniz, omuz presini aynanın karşısında yapın ve vücudun düzgün durup durmadığına bakın.

Periyodik olarak ayağınızın uzunluğunu ölçün

Omurganızda bir terslik olup olmadığını bacak ölçünüzden algılayabilirsiniz. Eğer 2 bacağınızın uzunluğu arasında bir fark görürseniz, bir doktora gitmeniz gerekir. Doktor vücudunuzun neresinin hizada olmadığını belirleyecek ve düzeltecektir. Vücudunuzu tekrar hizaya sokmak için kesinlikle arkadaş veya ailenizden birinden yardım almayın. Konu sırtınıza gelince , bu işi profesyonellerden başkasının eline bırakmayın. Küçük bir hata çok daha büyük problemlere yol açabilir.

Koşu bandı yerine Eliptik idmanı yapın

Eğer sırtınızda ağrı varsa veya önceden olduysa, kardiyo çalışmalarınızda koşu bandı yerine eliptik idmanları tercih edin. Koşmak çok iyi bir kardiyo çalışması ve yağ yakıcı olsa da, omurganıza bir faydası dokunmaz. Eğer gerçekten koşmayı çok seviyorsanız ve onu bırakmaktan nefret ediyorsanız, koşma yoğunluğunuzu azaltabilirsiniz. Haftada iki kez koşmak yeterlidir, geri kalan zamanlarda başka kardiyo çalışmaları yapabilirsiniz.

Sırtınızı çalıştırın

Bu ağrıları küçümsemeyin ve hayatınızda bir problem olarak yer almasını durdurun. Diz sakatlanmaları gibi sırt ağrıları da çok yaygındır.insanlar aylarca veya yıllarca bu problemle karşı karşıya kalabilir. Ama onu yok etmek için yukarıdaki çalışmaları yapmanız yeterli olacaktır.

23 Mart 2010 Salı

Ya ideal topuk ya da ayak sorunları

Ya ideal topuk  ya da ayak sorunları

Kimimiz yüksek topuklular üzerinde salınmaya bayılıyor kimimiz ise o şık babetleriyle kendisini balerinler kadar zarif hissediyor! Oysa işin uzmanları meseleye çok farklı açıdan bakıyor ve "Ya ideal topuk boyunu ya da ayak sorunlarını kabullenin" diyor

Erkekler en rahatsızı yeni alındığında biraz burundan sıkan o dümdüz ortopedik ayakkabılarıyla ayak bilek başparmak ve hatta bel ağrılarından uzak bir yaşam sürerken; biz kadınlar incecik çivilerin ya da bir kâğıttan bile düz tabanların üzerinde cambazlık yapmaya çalışıyoruz Ancak işin kötüsü biz güzellik uğruna acılara ağrılara katlanmayı kabul etsek de vücudumuz buna kocaman bir "hayır" diyor ve zaman içinde çıkardığı ciddi sorunlarla eninde sonunda bunu bize duyuruyor Peki ne yapmalı hangi durumda hangi topuk boyunu tercih etmeliyiz? Bu soruların yanıtını İsveç Ayak Sağlığı Merkezi'nden Podiatri Uzmanı Özgül İşgör'den aldık

Ayaklar da parmak izi gibi kişiye özel!
Yüksek topukların anatomimize nasıl zararlar verdiğini anlamak için öncelikle ayaklarımızın nasıl bir yapıya sahip olduğunu iyice anlamak gerekiyor Ellerdekilere kıyasla pek de fazla işlevi olmayan 5 parmak ve bir de topuktan oluşan ayaklarımız oldukça basit görünseler de aslında son derece karmaşık bir yapıya sahipler Ayaklarımız birbirine yaklaşık 30 eklemle bağlı 26 küçük kemikten oluşuyor Ayak parmakları ve tarak kemiklerinin yapısı ayağın şeklinde çok büyük öneme sahip Bu şekil hemen herkeste farklı ve bu nedenle birkaç numarayla sınırlandırsak bile herkesin ayağı birbirinden çok farklı karakteristik özelliklere sahip Uzmanlar ayak tiplerini parmak boylarına bakarak kabaca sınıflandırıyor

Buna göre ilk üç ayak parmağı boyunun eşit olduğu ayaklar 'Roma tipi ayak' ikinci parmağın belirgin bir şekilde uzun olduğu 'Grek tipi ayak' ve başparmağın en uzun olduğu 'Mısır tipi ayak' olarak tanımlanıyor Fakat elbette hangi tip olursa olsun günlük koşuşturmaların bütün yükünü ayaklar çekiyor ve bu nedenle ayak sağlığına dikkat etmek çok büyük önem taşıyor Bunun da ilk kuralı doğru ayakkabıyı seçmekten geçiyor Uzmanlar doğru ayakkabı seçiminde mutlaka dikkat edilmesi gereken noktaları ise şu şekilde sıralıyor:

• Ayakkabıları günün sonunda satın alın Ayaklarınız gün boyu biraz şişer ve büyür Sabah saatlerinde alacağınız ayakkabı ileride gün ortasından itibaren sizi rahatsız edecektir
• Ayakkabı parmaklarınıza ve ayağınızın ön tarafına tam uyduğu gibi topuğunuza da tam oturmalıdır
• Alacağınız ayakkabının sadece sağ ya da sol tekini değil her ikisini de deneyin
• İdeal ölçüde bir ayakkabının burnu ile en uzun parmağınız arasında biraz mesafe olmalıdır ve burun kısmı parmaklarınızı rahatça oynatmanıza izin vermelidir
• Ayakkabıyı deneyip hiç yerinizden kalkmadan çıkarmayın Bir süre mağaza içinde dolaşın
• Eğer ayakkabı sıkıyorsa "zamanla açılır" sözlerine inanmayın ve onları satın almayın


Ayakkabıların karnesi
Yüksek ve sivri burunlu: Topuğunun 35 pont yani 5 cm'den yüksek ve burnunun sivri olması ayak sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor Bu tür ayakkabılar sürekli giyildiğinde hem ayak hem de diz ve bel sorunlarına yol açıyor

Ortopedik: Ayak kavisine uyumlu parmaklara tabana ve topuğa herhangi bir baskı uygulamayan bu tip sandaletler ayak sağlığını korumak için son derece ideal Sıklıkla topuklu ayakkabı giyenlerin uygun zamanlarda bu tip sandaletlerle ayak sağlıklarını korumaya
çalışmaları gerekiyor

Spor ayakkabılar: Spor ayakkabılar ayak anatomisine son derece uygun olarak üretiliyor ve bu nedenle ayak sağlığını koruyorlar Ancak burada da dikkat edilmesi gereken nokta yapılan spora uygun ayakkabı seçilmesi Yani asla tenis ayakkabılarıyla koşuya çıkmamak gerekiyor

Babet: Bugünlerde çok moda olsa da çok düz babetler de ayak sağlığına zarar verebiliyor Ortopedik olmadıkları için ayak kavisinde düzleşmeye yol açabiliyor ayak bileklerini zorlayıp bacaklardaki kan dolaşımını engelleyebiliyorlar Ayrıca pek çok uzmana göre bu ayakkabılar vücut duruşunu bozdukları için bel ağrılarının da sebebi

Topuklu da sakıncalı çok düz de
Yüksek topukların kadınları olduklarından daha ince ve daha zarif gösterdiği bir gerçek Hatta pek çok giysi altında yüksek topuklu bir çift ayakkabı olmadan şıklığının büyük bölümünü kaybeder; bu da gerçek Ancak ne yazık ki ortopedistler ve podiatri (ayak sağlığı) uzmanları bu konuda güzelliğine düşkün kadınlarla hem fikir değil Onlara göre ideal topuk boyu maksimum 35 pont yani 5 cm olmalı Çünkü topuk yükseldikçe ayak tarağının maruz kaldığı basınç artıyor Ayrıca pek çok yüksek topuklu ayakkabı sivri burunlara sahip bu da parmakları doğal olmayan üçgenimsi bir şekle girmeye zorluyor ve onların yapılarına da zarar veriyor

Tüm bunlar başparmak kenarında kemik çıkması tabanda nasır ve tırnak batması gibi sorunlara neden oluyor Ayrıca yüksek topuklar diz eklemi ve bel sağlığını da tehdit ediyor Sürekli yüksek topuklu ayakkabı giyen kadınlar diz ve bel ağrılarına daha fazla maruz kalıyor

Peki ya platform topuklu ayakkabılar?
Bunlar ayağı ön kısmı düz sadece topuğu yüksek ayakkabılar kadar zorlamıyorlar Ancak bugünlerde neredeyse 20 cm'ye varan modellerinin moda olduğu platform topuklar ciddi bir ayak burkulması riskini de beraberinde getiriyorlar Ayrıca bu ağır ayakkabılarla uzun süre dolaşmak yine eklem sorunlarına ve bacak ağrılarına yol açabiliyor

Tıpkı çok yüksek topuklular gibi çok düz topuklu ayakkabılar da vücudun doğal duruşunu bozuyorlar Ortopedik yapıda olmayan bu ayakkabılar ayak kavisinde düşmelere taban sorunlarına yol açıyor Vücudun bu ayakkabılar nedeniyle aldığı yanlış duruş şekli ayak bileği bacak ve bel ağrılarına zemin hazırlayabiliyor

İdeal topuk boyunun ne olduğuna gelince; uzmanların bu konudaki önerisi ortalama 2-5 cm arası Ayrıca bu ayakkabıların ortopedik özellikte ve burnu yuvarlak tipte olması da ayak sağlığı için gerekiyor Peki ya siz topuklulardan vazgeçemiyorsanız? Bu durumda "hiç değilse dolgu topukluları tercih edin" diyor ortopedistler Bu öneriyi de hafife alanlara son söyleyecekleri şeyse şu: "Mutlaka ince ve yüksek topuklu ayakkabı giymek istiyorsanız o zaman bunlarla mümkün olduğu kadar az hareket edin çantanızdan spor ayakkabılarınızı eksik etmeyin ve uzun süre yürümeniz gerekirse ayakkabılarınızı hemen değiştiri!"

21 Mart 2010 Pazar

Ramazan ayında su ve ayran kürü

Ramazan ayında su ve ayran kürü

ayran 400x300 Ramazanda bol su ve ayran kürü

Bu yıl Ramazan ayının yaz ayına denk gelmesi, havanın sıcak olması ve sahur-iftar arasındaki sürenin oldukça uzun olması bu ayı sağlıklı bir şekilde geçirmek için yapılan önerilerin diğer yıllara göre biraz daha farklı olmasına yol açıyor.

Peki bu yıl, diğer yıllardan farklı olarak ne yapmak gerekiyor?

International Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin, yaz aylarında sıcaklardan dolayı sıvı kaybının arttığını, bu durumun su ihtiyacını artırdığını, sahur ve iftar arasındaki uzun sürenin de göz önünde bulundurulduğunda en çok dikkat edilmesi gereken noktaların başında sıvı alımının geldiğini söyledi.

Uzun ramazan günlerinde vücudun sıvı dengesini sağlayabilmek için ne yapmalk gerekiyor?

- Sahur ve iftar süreçlerinde mümkün olduğunca su içmeye özen göstermek,
- Elektrolit dengesini sağlamak için daha çok ayran (hazır ayranlar içinde tuz bulunması nedeniyle yüksek tansiyon hastaları tüketmemeli) ve taze sıkılmış meyve suları içmek,
- Daha çok sebze ve meyve tüketmek,
- Mideyi terk etme hızı yüksek olduğundan soğuk tüketimlerden kaçınmak,
- İftarda ağır, yağlı, kızartma gibi gıdalardan mümkün olduğunca uzak durmak,
- İftara çorbayla başlamak,
- İftar öğününde mutlaka sebze yemeğine yer vermek ve mümkün olduğunca iyi çiğneyerek yavaş tüketmeye özen göstermek gerekiyor.

Susuzluğa karşı karpuz yiyin

Ramazan aylarında öğün tüketim sıklığındaki azalmayla birlikte görülen kabızlık şikayetini önlemek amacıyla ise iftardan bir-iki saat sonra yaz ayında olmanın avantajını da kullanarak meyve tüketimine özen gösterilmelidir. Özellikle yaz meyvesi olan karpuz bol su içeriği ile iyi bir seçimdir. Sıcaklar da göz önünde bulundurarak ağır egzersizlerden kaçınmak gerekir. İftardan iki saat sonra hafif yürüyüşlerle destekleyerek daha rahat bir sindirim ve daha rahat bir uyku uyumayı sağlanabilir. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, böbrek hastaları gibi ve düzenli ilaç kullanması gereken kişiler oruç tutmaktan kaçınmalıdır.

Sahura kalkmadan oruç tutmaya çalışmamalı, mutlaka kahvaltı niteliğinde meyve, sebze, yeşillik ve bol suyla desteklenmiş bir sahur öğünü yapılmalıdır. Sahur yapmadan oruç tutmak iftar ve sahur arasındaki açlık ve susuzluk göz önünde bulundurulursa ciddi kan şekeri düşüklükleri, tansiyon düşmelerine bağlı baş ağrısı, uyku hali, baş dönmesi, tahammülsüzlük gibi sıkıntılara neden olabilmektedir.

• Mutlaka sahura kalkılmalı,
• Bol sıvı alımına dikkat edilmeli,
• Sebze ve meyve tüketimine öncelik verilmeli,
• Et grubunda tercih sırasında tavuk, hindi, balık, dana eti olacak şekilde yapılmalı,
• Yemekler iyi çiğneyip, yavaş tüketmeli,
• Ağır, kızartma, yağlı, hamur işleri şeklindeki besinlerden uzak durmalıdır.

Fazla şeker cildi yaşlandırıyor


Fazla şeker cildi yaşlandırıyor
http://www.susuzoren.com/icerikFotolari/seker.jpg
Eğer güzel bir cilde sahip olmak istiyorsanız ilk adımınız daha az şeker tüketmek olmalıdır...
Şeker cildi yaşlandırıyor
Kan şekerinizde ani yükselmelere ve

düşmelere neden olan yüksek glisemik yüke sahip besinlerden uzak durun. Bu besinler kana hızla karışan pankreası aşırı ensülin üretmeye zorlayan ve kanda şeker dalgalanmaları yapan yaşlandırıcı ürünlerdir.

Yüksek glisemik yük kan şekerini ve ensülin seviyesini harekete geçirdiğinde "glikasyon" isimli kimyasal süreçler hızlanmaktadır. Glikasyon hücresel iltihaplanmayı ve kollajendeki yaşa bağlı zararları çoğaltır. Sonuç daha erken oluşan daha derin kırışıklıklardır. Glikasyon sadece serbest radikal hasarlarını tetiklemekle kalmaz proteinleri birbirine yapıştırarak sakızlaşmalara ve bozuşmalara da neden olur.

Bu nedenle şekerlerden ve nişastalardan uzak durmaya çalışmalısınız. Bunun için de öncelikle hazır besinlerden tatlılardan pasta poğaça börek kurabiyelerden un yağ ve şekerden üretilmiş ve ne yazık ki hepsi de çok lezzetli olan yiyeceklerden uzak durmalısınız. Meyve seçimlerinizde muz incir karpuzu sınırlamalısınız. Beyaz unu mutfağınızdan uzak tutmalısınız. Diyetisyeninizle konuşmalı ve düşük glisemik endeksli bir beslenme planı yapmanın yollarını aramalısınız...

20 Mart 2010 Cumartesi

Mide ekşimesi, Mide ekşimesinin önlemleri

Mide ekşimesi, Mide ekşimesinin önlemleri

mideeksimesi Mide ekşimesine önlemler

Mideden yemek borusuna asit, safra, pankreas, ince bağırsak içeriğinin kaçması sonucu olan yanmalar, reflü hastalığı olarak adlandırılıyor. Midede meydana gelen ekşimeler için uzmanlar bir dizi tavsiyede bulunuyor.

Mide yanması sorunlarıyla birlikte; mide ekşimesi, ağza acı ve ekşi su gelmesi, geğirme, bulantı, kusma, yutma zorluğu, boğazda takılma hissi belirtileri görülüyor. Mide yanıklarının önlenmesi için şunlara dikkat edilmesi öneriliyor…

- Yatağın baş ucunu hafif yükseltin veya kullandığınız yastık sayısını artırın.

- Yemek sonrası sırt üstü yatmayın.

- Fazlaysa kilonuzu azaltın.

- Öne doğru eğilerek çalışmayın.

- Acı-ekşi, sirke, baharat, yağlı gıdalar ve kızartmalardan kaçının.

- Beli sıkan kemer, korse ve giysiler kullanmayın.

- Halter, vücut geliştirme gibi sporların reflü hastalığını artırdığını unutmayın.

- Kahve, narenciye, çikolata, domates, soğan, sarımsak, sosis, sucuk, salam, burger, pastırma, poğaça tüketimini azaltın.

16 Mart 2010 Salı

Portakalın Yararları

O Eczanede Satılması Gereken Bir Meyve...
http://resimdepo.cep-x.com/buyuk/cep-x_com_portakal2.jpg
Portakalın yararı C vitaminiyle sınırlı değildir. O, içerdiği 20 den fazla cevherlerle,manavlarda değil,eczanelerde satılması gereken gerçek bir ilaçtır,iksirdir...Hem besler,hem korur,hem de pek çok önemli hastalıkta,etken maddeleri bilinçli uygulandığında tedavi eder...
 


Portakalın kimlik Kartı

Portakal, turunçgiller familyasından bir ağaç. Boyu 2-10 metre arasında değişiyor. Yaprakları sert, dayanıklı ve düz kenarlı. Kabuklarından portakal esansı elde ediliyor. Eczacılıkta ve gıda sanayisinde kullanılıyor. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılıyor. Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri var. Çekirdeksiz cins olan yafa portakalı Finike, Mersin ve Hatay'da yetişiyor. Kalın kabuklu ve uzunca meyveli. Kabuklarından reçel yapılır. Dörtyol portakalı ise çekirdekli. İnce kabuklu ve sulu. Washington, çekirdeksiz, Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz'de Rize çevresinde yetişiyor.
İlaç gibi...
Kar, kış, soğuk ve kaçınılmaz olarak peşimizi bırakmayan grip, soğuk algınlığı... Hemen hepimiz portakalı grip tedavisinde kullanırız. C vitamini deposu olduğunu da biliriz. Ama hem C vitaminin yararları, hem de portakalın yararları bildiklerimizle sınırlı değil. Portakal C vitamininin yanı sıra B vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içeriyor. Lifler, organik asitler ve şeker açısından da zengin. Ve tüm bu içerdiklerinin vücudumuza çeşitli yararları var. Portakal,kanseri önlemeden,kanı temizlenmesinden karaciğeri çalıştırmaya, cildi güzelleştirmekten anormal doğumları önlemeye kadar pek çok şeye yarıyor.
C vitamini
C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlıyor. Damar tıkanıklığını önlüyor. Vücuttaki direnci arttırıyor. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı oluyor. Hazmı kolaylaştırıyor. Enerji veriyor. Portakal
reçeli ise karaciğeri çalıştırıyor. Yapılan araştırmalar, bacaklarda meydana gelen periferik damar hastalığının (Peripheral artery disease-PAD), damarlarda meydana gelen yağ birikmesinden kaynaklandığı ve kalp ile felç riskini de körüklediğini ortaya çıkardı. Araştırmalarda PAD hastalarında, PAD hastalığı olmayan insanlara göre iki kat daha fazla C vitamini eksikliği görüldü.

Bir dizi başka araştırmada da, C, E vitaminleri ve beta-kerotenin,damar tıkanmalarını önleyici etkisi saptandı.
Folik asit
Portakalda B vitamini çeşidi olan folak ve folik asit de bulunuyor. Folik asit, hamilelik boyunca ve özellikle ilk üç ay çok gerekli. Bebekte Spina Bifida gibi anormalliklerin oluşmasını engelliyor. Alyuvarların oluşmasına yardımcı oluyor, aynı zamanda yemeklerdeki besleyici maddelerin vücut tarafından emilmesini sağlıyor. Folik asit, portakal suyunun yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, ciğer, yumurta, tahıllar, portakal suyu, maya ve bira mayasında da bulunuyor. Günlük doz kadınlar ve erkekler için 200 mikro gram olarak saptanmış. Regl döneminde kadınların günlük dozlarını 400 mikro gram kadar yükseltmeleri gerekiyor.
Lifler
Lifler ise, sindirim sistemini düzenliyor, bazı kanser türlerine ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor.
Kullanımı
Vücudumuz C vitamini üretmiyor, bu nedenle dışarıdan almamız gerekiyor. Günlük C vitamini ihtiyacımız 50-70 miligram. Bir portakalda 90 miligram C vitamini bulunuyor. Sigara içenlerde ve enfeksiyonlar sırasında C vitamini ihtiyacı yaklaşık 2 katına çıkıyor.Sabah kahvaltısında içilen bir bardak portakal suyu, güne dinamik başlamak ve pek çok hastalıktan korumak için idealdir.
Bileşimi:
Yapısında C, B bir, B iki ve PP gibi çok sayıda vitamin, başta kalsiyum ve potasyum olmak üzere çeşitli madensel tuzlar ve oligo-elementler, meyve şekerleri ve karoten bulunan portakalın pekcok yararlan var.
Portakal suyunun pembe ve kırmızısı daha yararlı

Portakal ve greyfurt suyunun pembe renkte olanı sarısından daha yararlıdır! Kırmızısı ise en iyisidir. Greyfurt ve portakalın iç renginin koyu kırmızı olması, bol bol ‘‘Likopen'' içerdiğinin bir göstergesidir. Domateste de bol miktarda bulunan bu yararlı karotenoid, başta prostat kanseri olmak üzere pek çok kansere karşı koruyucudur. Likopen antioksidan aktivitesi de olan, cilt ve beden yaşlanmasını erteleyen son derece yararlı bir besindir.
Kan basıncı yüksekliği sorununuz varsa, damar tıkanma riskiniz mevcutsa, her gün düzenli olarak düşük dozda aspirin kullanmaya daha çok özen göstermelisiniz. Aspirini özellikle gece yatmadan evvel içmeyi tercih edin. Yeni çalışmalar böyle bir alışkanlığın hem daha iyi uyumanıza hem de daha güvenli bir kan basıncı kontrolüne destek sağlayacağını göstermektedir.
Cildi güzelleştirir:
Yapısında karoten bulunduğu ve kanı temizlediği için portakal aynı zamanda cildi güzelleştirir 
ve ona tatlı bir pembelik kazandırır. Güney Fransa'da ve İtalya'daki köylü kızları, ciltlerinin parlaklığı ve pembeliğini portakala borçlu olduklarını söylerler. Kabuklarındaki esans sivilcelere sürüldüğünde biraz yanma yapar ama 2 ayda ortadan kaldırır.

Soğuk algınlıklarına karşı doğal ilaçtır:
İçinde bol miktarda C vitamini bulunduğundan organizmayı grip ve nezle gibi kış hastalıklarına,
soğuk algınlıklarına karşı korur.

Diğer yararları:
1. Kanı zehirlerden temizler.
2. Sanlığa ve karaciğer hastalıklarına karşı etkili bir doğal ilaçtır.
3. Bağırsakları yumuşak tutar.
4. Bedene güç ve enerji verir. Organizmanın vitamin ve madensel tuz gereksinimini karşılar.
Özellikle gelişme dönemlerinde çocuklara bol bol portakal yedirmekte yarar vardır.
5. Portakal ağacı çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su spazmı giderir, damar sertliğini ve felci önler.
Portakal kabuk esansında da aynı olumlu etkiler mevcuttur.

 PORTAKALI ÖZETLERSEK:
Bileşimindeki etken maddeler
C vitamini
Karbonhidrat
Potasyum
Folik Asit
Bioflavin

Genel faydaları:
 
Soğuk algınlığı, grip, kas incinmesi, kalp hastalıkları ve felçten korur,
Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek
kalbin zarar görmesini engeller, ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar,
İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır,
Kanın pıhtılaşmasını,mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır,
İçerdiği yüksek potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur.Aynı zamanda,içerdiği 
potasyum, cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler,
Çocukların hastalıklardan korunması ve fiziksel gelişiminin tam sağlanması için gerekli olan
cevherler dolu bir meyvedir.
Kabuklarında bulunan uçucu maddenin bazı kanser türlerinin tedavilerinde çok önemli iyileştirici
bir madde olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Özetle;portakalı ve diğer narenciye ürünlerini birer hayat iksiri olarak görmeli ve bütün yıl boyunca
mutlaka bol tüketmelisiniz.Portakalın gerçek değeri daha ileri yıllarda anlaşılacaktır. 


7 Mart 2010 Pazar

Migren için bulunan umut ışığı

Migren için bulunan umut ışığı




Görme engelliler üzerinde yapılan bir araştırma, ışığın migreni basit bir baş ağrısından dayanılmaz bir ağrıya dönüştürmesinin ardındaki nedeni ortaya çıkardı.


Harvard Tıp Fakültesi’ne bağlı ABD’deki Beth İsrael Deaconess Tıp Merkezi’nce yapılan araştırmaya göre, sorun retinada yeni keşfedilen bir grup hücrede yatıyor. Fotofobisi (ışığa karşı aşırı hassaslık) olan kısmi görme engellilerin migreninin neden diğerlerinden daha ağrılı olduğunu merak eden bilim insanları bu konuda bir deney yaptı.

Buna göre migren hastası görme engelliler iki gruba ayrıldı. Birinci grupta gece-gündüz ayrımı yapamayan tamamen kör hastalar, ikinci grupta ise hastalık nedeniyle görme yetilerini kaybeden ancak ışığın varlığını ayırt edebilen hastalar yer aldı. İlk gruptaki hastalar ışığa maruz bırakıldıktan sonra başağrılarının şiddetinde bir değişme olmadığını bildirdi.

İkinci gruptakiler ise özellikle mavi ve gri ışıkta olmak üzere açıkça ağrılarının şiddetlendiğini bildirdi. Bu da ışığın migren üzerindeki etkisini açıkça ortaya koydu.

kaynak: (Hürriyet)

Daha Fazlası İçin :http://oya-dantel-orgu.blogspot.com/

4 Mart 2010 Perşembe

Sebzenin Faydaları, Sebze beyni genç tutuyor, gençleştiriyor

Sebzenin Faydaları, Sebze beyni genç tutuyor, gençleştiriyor
Sebze yemek beyni genç tutuyormuş. Bunu nasıl başaracağız diyenler için ;
Günde yenilecek 2 porsiyon sebze, özellikle yaşlılıkta çok işimize yarayacak bir hareket olacaktır. Çünkü sebze yiyenler, yemeyenlere oranla, 5 kat daha sağlıklı. Çünkü, sebze yemek zihinsel gerilemeyi önlüyor.Bu Şekilde Yaşlılık hastalıkları son bulmuş oluyor...

15 Şubat 2010 Pazartesi

Balıkdaki vitamin ve yararları

Balıkdaki vitamin ve yararları

Yeni bir araştırma, uzun süredir “beynin besini” olarak nitelenen balığın, tıpkı sağlıklı koşullarda güneşte kalmak gibi, gerçekten de yaşlı beyinlere iyi geldiğini gösteriyor.

Manchester Üniversitesi’nden bilim insanları, Avrupa’nın çeşitli merkezlerinden meslektaşlarıyla birlikte, yüksek D vitamini düzeylerinin orta ve ileri yaştaki erkeklerde bilişsel işlevlerin artmasıyla ilişkili olduğunu gösterdiler. D vitamini temelde güneş ışığına maruz kalmayı takiben ciltte sentezleniyor ancak yağlı balık gibi belirli gıdalarda da bulunuyor.

Sonuçları Journal of Neurology, Neurosurgery and Psychiatry dergisinde yayımlanan çalışma kapsamında yaşları 40 ile 79 arasında olan 3000′den fazla erkeğin bilişsel performansı karşılaştırıldı.

Araştırmacılar dikkat ve işlem hızlarını ölçmek için uyguladıkları basit ve hassas bir nöropsikolojik testte D vitamini düzeyleri yüksek olan erkeklerin sürekli daha iyi sonuçlar elde ettiğini gördüler.

Manchester Aktarımsal Tıp Okulu’ndan Dr. David Lee, yetişkinlerde D vitamini ve bilişsel performans arasındaki ilişkiyi keşfetmeye çalışan önceki çalışmaların yeterli bulgu sağlamadığını ancak kendilerinin, işlem yapma hızındaki düşüklük ile düşük D vitamini düzeyleri arasında önemli bir bağımsız ilişki gözlemlediklerini belirtiyor.

Dr. Lee, ayrıca, geniş bir denek grubunu kapsaması ve deneklerin stres düzeyleri, testlerin yapıldığı mevsim ve fiziksel etkinlik düzeyleri gibi etmenleri hesaba katmasının araştırmalarını güçlü kılan yönler olduğunu söylüyor.

Dr. Lee,”Biyolojik nedenleri henüz anlaşılamasa da, arttırılan D vitamini alımı ile daha hızlı işlem yapma arasındaki ilişki, ilginç şekilde 60 yaşın üzerindeki erkeklerde daha belirgin” diyor. “D vitamininin beyin üzerinde görünürdeki olumlu etkileri, daha fazla araştırma gerektirmekle birlikte, D vitamininin, yaşlanmayla bilişsel performansta yaşanan düşüşleri en aza indirmede potansiyel yararları olabileceğini gösteriyor.”

Kaynak: Bilim ve Teknik

13 Şubat 2010 Cumartesi

Spor ve bayanlar üzerinde olan etkisi

Spor ve bayanlar üzerinde olan etkisi

Sporun Bayanlar Üzerindeki Etkisi?

Kadın ve kızların spora katılmalarıı son yıllardada ülkemizde artış göstermektedir.Aslında kadınların sporla uğraşmaları ancak son çağlarda gerçekleşmiştir.Bu konu acaba kız ve kadın bünyesi antereman ve eksersizlere nasıl cevap verir sorusunu gündeme getirmiştir.
Bugünkü bilgilerimizin ışığında sporun kadınlarda ki etkilerinin erkeklerden pek fazla bi değişiklik göstermediğini söyleyebiliriz.
Zaten eksersiz fizyolojik ve biokimyasal cevap mekazizmalarını oluş biçimi her iki cinstede aynıdır.Ancak ortaya çıkan ffarklılıklar daha çok elde edilen derecelerde kendini göstermektedir. O yönden önce erkek ve kadın sporcuların sporda eriştikleri dereceleri yani performanslarını karşılaştıralum.Böylece; 1-Vucud yapıları 2-Enerji sistemleri 3-Kas kuvveti ve fonksiyonları 4-Anteremanlar ile fizik kondisyonlarındaki gelişme 5-Bazı jinekolojik (Kadına ait) hususların tartışmasını yapabiliriz.
Sporda elde edilen derecelere performans diyoruz.Erkek ve kadın sporcuların performansları genellikle erkekler lehine daha yükseklik göstermekte fakat son yıllarda kadınların rekorlarıda erkeklerinkine yaklaşmakta aradaki fark gitgide kapanmakta hatta bazı sporcularda eşitlik ortaya çıkmaktadır.


Şimdi bu hususları daha yakından inceleyelim.

1-)Vucud büyüklüğü ve yapısı:
Genellikle erkeklerin kadına göre büyük bir vucut yapısına sahip oldukları bilinen bir gerçektir.Sposularda yapılmış araştırmalarda elde edilen sonuçlara göre ,Kadın sporcunun erkek sporcuya göre 5-6 cm daha kısa ,10-15 kg kadar daha hafif olduğu bilinmektedir.Ayrıca kadın sporcuların vucudlarında 5-7 g yağ içerdikleri dolayısıyla yağ kitlesi hesaplanarak çıkarılan vucut ağırlıklarınında erkeklerinkinden 15-20 kg daha fazla olduğu görülmektedir.Kız ve erkek sporculardaki performans farklılıkları kısmen vucud ölçülerindeki bu farklılıklara bağlanabilir.

2-)Enerji sistemleri:
Kassal çalışmada enerji sağlanması; Efora ilk başlandığında fosfatlar denen ATP ve CP den,bunu hemen takinben laktik esit husulü ile karakterize anaerobik yoldan ve efor dahada uzadığında aerobik yoldan yapılmaktadır.Bilhassa ilk iki enerji sistemi çok detaylı incelenmiş plmaklabirlikte bugünkü bilgilerimiz ışığındaerkek ve kadın organizması enerji sistemleri yönünden bişr fark göztermektedir.

3-)Kas kuvveti:
Bu başlıkta şu iki hususu inceleyelim
A-Kadın ve erkekte kas guruplarında farklılık ne derecededir.
B-Ağırlık kas gücü arttırma anteremanlarının etkisi farklımıdır.
En başta kuvvet farkları olarakKadında göğüs kol,gövde kas guruplarının erkeğe göre en zayıf, bacak kaslarının ise daha az zayıf olduğu ortaya çıkmaktadır.Bunun nedeni belki her iki cinsinde yürüme ,koşma,tırmanma gbi faliyetlerinin daha eşit düzeyde yapmakta oluşlarıdır.Kas kuvveti vucut ağırlığına orantılandığında farklar azalmaktadır,hatta bacak kasları yönünden fark kalmamaktadır.

4-)Anteremanda fizik kondüsyon gelişmesi
Yukarıda kas gücünde,uygun anteremanlarla görülen bazı değişikliklere değinmiştik.Buradada koşu yüzme bisiklet çalışması gibi genel kondüsyon geliştirme anteremanlarının sıklık ,süre ve şiddeti önem taşımaktadır.
Kondüsyon gelişmesi sağlayabilmek için antereman sıklığının en az haftada 2-3 kezolması gerekmektedir.Haftada 5-6 gün daha uygundur.
Süre olarak en az 4 hafta sürdürülen anteremanlarınkondüsyon kazanmada yararlı olduğu görülmektedir.Antereman sıklığı az olursa bu sürenin dah uzun olacağı aşikardır.Anteremanın şiddeti kişiye göre değişiklik gösterir.Kişinin maksimal kapasitesinin aşağı yukarı %70 'işiddetindeki çalışöalar kondüsyonu arttırmada yardımcı olmaktadır.
Antereman sonunda ortaya çıkan farklılıklar kadınlarda ve erkeklerde bir değişiklikgöstermez.Bunu şöyle özetleyebiliriz.
Maksimal aerobik güç artmaktadır.Maksimal eksersiz sonunda kan laktikasit düzeyine yükselme görülmektedir.Maksimal kalp dakika volümü (Debi) ve atım vulümü artmaktadır.Böylece daha büyük eforlar daha kolaylıkla tolere edebilmektedirler.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Evde yapılan kolay egzersiz yöntemleri

Evde yapılan kolay egzersiz yöntemleri

Ev kadınları evde çok hareketlidirlerve egzersiz yapmaya vakitlerinin olmadığını savunurlar. Oysaki yalnızca ev işleri yapmak egzersizin yerini tutmuyor. Üstelik gelişen çağda neredeyse insanlar hareketsiz bir yaşama doğru itiliyor. Egzersizin ne kadar önemli olduğu da bilindiğine göre evde bulduğunuz her fırsatı değerlendirebileceğiniz ve daha fazla hareket etmenizi sağlayacak küçük önerilerimizi dikkate almalısınız. Neler yapabilirsiniz, buyrun birlikte inceleyelim:

1. Televizyon kanalını değiştirin

Bu hareketin size bir şey kazanmdırmayacağını düşünebilirsiniz. Yalnız araştırmalar gösteriyor ki televizyon kumandası kullanmak yerine, koltuğunuzdan kalkıp kanal değiştirirseniz ve bu hareketle odada bir dakika süreyle yürürseniz, bir senede 2.2 kilo verme şansınız var. Teknolojinin kolaylıklarından vazgeçmek çok da zor değildir. Kumandayı saklayın ya da birinden bunu yapmasını isteyin!

ev-egzersiz

2. Ev işi yapın

Ev işleriyle uğraşarak en az bir saat aerobik yapmış kadar kalori yakıldığı pek bilinmez. Silin, süpürün, cam silin. Ne kadar hızlı hareket edersiniz, o kadar kalori yakarsınız. Bunlara rağmen karar veremediyseniz size şunu söyleyebiliriz: Yarım saat elektrik süpürgesiyle kararlı bir şekilde süpürmek on dakika jogging yapmak yerine geçebilir!

3. Reklam molalarını değerlendirin

Televizyon izlerken filmin ya da dizinin en heyecanlı yerinde reklam başladığında herkesde bir öfke oluşur ya siz bu fırsatı kendiniz için faydalı olacak şekilde değerlendirebilirsiniz. Reklamların sıklığını göz önünde bulundurursak, bir akşamda en az yirmi defa yerinizden kalkıp oturacaksınız. Buna bir de bacak kaldırma egzersizini eklendiğinde sizi televizyon izlerken de mükemmel bir forma kavuşturacak bir egzersiz seti!

4. Yatakta kalın

Sabahları uyanır uyanmaz yataktan fırlamak yerine beş dakika daha yatakta kalarak gününüzü daha enerjik geçirmenizi sağlayacak bir egzersiz seti! Yan ve dümdüz duracak şekilde yatın ve üstteki bacağınızı on-onbeş defa havaya kaldırıp indirin. Bacak değiştirin. Sonra sırtüstü uzanın, bel boşluğunuza bir yastık yerleştirin ve her bacağınızı on santim havaya kaldırıp onbeşer saniye bu şekilde tutun. Egzersiz sırasında karın kaslarınızı da gergin tutarsanız, hem bacak hem karın kaslarınızı çalıştırmış olursunuz.

5. Vücudunuzu fırçalayın

Vücudunuzu fırçalamak teninizi sırf ölü derilerden temizleyip arındırmakla kalmaz aynı zamanda kan dolaşımını hızlandırır ve selülit oluşumunu engeller. Duşun altına geçmeden önce uzun saplı bir fırça ile vücudunuzu kararlı bir şekilde fırçalayın.

6. Bekleme vakitlerinizi değerlendirin

Banyo yapacaksınız, ama küvetin suyla dolmasını beklemeniz gerekiyor öyleyse suyun dolmasını beklerken vücudunuzu çalıştırabilirsiniz. Küvetin kenarına oturun, ellerinizle küvetin kenarlarından tutunun ve ellerinizden destek alarak kalçanızı on-onbeş defa havaya kaldırın. Banyo yerine duş almayı tercih ediyorsanız mutfakta egzersiz yapın. Yemek pişirirken dolu şişeler kullanarak kollarınızı güçlendirebilirsiniz. Ayakta durun, kalçalarınızı sıkı tutarak bacaklarınızı ayırın ve ellerinizdeki su şişelerini yirmi-otuz defa kaldırıp indirin...

9 Şubat 2010 Salı

Zeka dostu olan besinler

Zeka dostu olan besinler
Zeka dostu besinler!
Beslenme uzmanları, bilimsel araştırmaları inceleyip zeka gelişimine en çok katkı sağlayan gıdaları belirledi. İşte beynin çalışmasını artıran besinler...

Çilek: İçeriğindeki fisetin maddesi hafıza kaybının etkilerini azaltıp, bunamayı geciktiriyor.

Bitter çikolata: Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağlıyor.

Tahıl: Önemli bir B vitamini kaynağı olan tahıllar, kan şekerini dengeliyor.

Patates: Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor

Yoğurt: İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.

Üzüm suyu: Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.

Fasulye: Lif ve protein bir arada özellikle çocuklarda zekayı açıyor.
Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler: Özellikle domates, havuç ve kırmızı biberde bulunan antioksidan beynin daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlıyor.

Somon: Omega-3 yağları hem beyni koruyor hem hafızayı güçlendiriyor.

Hergün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç almayı sağlıyor.

"Odaklanma" için ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesini öneriliyor.

Uzmanlar yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneriyor. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen diyetisyenler "Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir" önerisinde bulunuyor.
Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar.

Yağsız kırmızı et: Tam bir demir deposu, özellikle sağlıklı alyuvarlar için vazgeçilmez... Beyin gelişimi için büyük yarar sağlıyor

Stres, stres ile başa çıkmak, stresden korunma

Stres, stres ile başa çıkmak, stresden korunma
Stres
Stres, organizmanın bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanmasıyla ortaya çıkan bir gerginlik durumudur. Tehlike ile karşılaşınca canlı kendini korumaya çalışır. Eğer savaşabileceği türden tehlikeyse savaşır, savaşamayacağı türdense ondan kaçar. Organizmanın tehdit durumunda olduğu stres karşısında insanlarda hem bedensel hem psikolojik düzeyde bir dizi olay meydana gelir. Örneğin: gözbebekleri büyür, kas gerimi artar, kalp atış sayısı artar, kan basıncı yükselir, solunum sayısı artar, endişe vs...
Stres, hayatın bir gerçeğidir. Ama stres genellikle olumsuz bir şey olarak düşünülür. Aşırı stres, insanı iş göremeyecek bir duruma getirip, ciddi sorunlar da yaratabilir. Ancak stresin olumlu bir yanı da vardır. Herkes için değişebilen ama belirli dozda stres, varoluşun olumlu bir özelliğidir ve etkili bir işleyiş için gereklidir. Bu tür stres organizmada fiziksel ve ruhsal gelişmelere, büyümeye ve olgunlaşmaya yol açar.

Olumlu ve olumsuz stresarasındaki farklılık, kişinin stres oluşturucu olay ya da ortamı nasıl algıladığına ve onunla nasıl başaçıktığına bağlıdır.

STRESİN PSİKOLOJİK YÖNÜ
Psikologlara göre stres, onu zihinde taşıyan kişiye aittir. Stres olgusu incelenirken stres verici durumlar kadar onlarla karşılaşan bireyin psikolojik özelliklerinin de ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir.
Stres tepkisi, ortamda ne olduğuna bağlı olarak değil, kişinin olaya verdiği tepkiye bağlı olarak ortaya çıkar. Aynı olay farklı kişilerde, hatta bazen aynı insanda farklı zamanlarda farklı tepkiler ortaya çıkarır. Belirli bir uyarana belirli tepkiler verilir diye genelleme yapılamaz. Örneğin, babaları ölen üç çocuğu ele alalım. Bunlardan ikisi evli, birisi babayla yaşıyor olsun. Bu ölüm olayı evlatlar için önemli bir stres verici durumdur, fakat her üç çocuğu da aynı düzeyde etkilemez. Evli çocukları daha az etkilerken babasıyla yaşayanı daha çok etkileyebilir.

Burada en önemli değişken bireye özgü farklılıklar gösteren psikolojik mekanizmalardır. Bir olayı algılayışımız ve onunla başaçıkabilecek becerilerimizi değerlendirişimiz, o olayı stres verici ya da vermeyici olarak tanımlamamıza neden olur.

STRES ARAŞTIRMALARINDA ÖNCÜLER
Stres günümüzde çok iyi tanınmasına karşın, sadece modern toplumun insanına özgü değildir. Tarih öncesindeki insanlar bile stresin etkilerinin farkına varmışlardır. Günümüzdekilere benzer stres araştırmaları 20.yy’ın ilk dönemlerine kadar başlamamıştır. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Walter Cannon, insan bedeninin bir sistem olarak incelenmesinin önemini ilk farkeden bilim adamlarındandır. Cannon, 1930’larda “homeostatis” terimiyle sistemin kendi iç dengesindeki sürekliliği koruma özelliğinden söz etmiş; yaşamda gerekli olan dengeyi sürdürebilmek için kullanılan “geribildirim “ süreçlerini incelemiştir. Bedenin stres karşısında gösterdiği “savaş ya da kaç” tepkisine ilişkin ilk araştırmaları yapmıştır. Bugünkü stres bilgimizde bu araştırmaları katkıları vardır.
Selye de stresin fizyolojisi üzerinde çalışmalarıyla tanınmıştır. Genel Uyum Sendromu adını verdiği bir süreç tanımlamıştır. O’na göre tepkisi genel utum belirtisi olarak da adlandırılır.


Bunun 3 basamağı vardır:
1. Alarm dönemi(reaksiyonu): Bu dönem, organizmanın dış uyaranı stres olarak algıladığı durumdur. Organizma mücadele ederek ya da kaçarak stresten korunmaya çalışır.
2. Direnç dönemi: Organizma yüzyüze olduğu stres verici duruma karşı direncini yükseltir. Bu dönemi başarı ile aşarsa beden normale döner, başarısız olursa beden kuvvetten düşer.
3. Tükenme dönemi: Stres verici olay çok ciddi ise ve uzun sürerse organizma tükenir, artık organizmada geri dönüşü olmayan izler bırakır.
Bu süreçle ilgili bir psikiyatrist araştırma yapmıştır. Bu psikiyatrist öğrenciyken birkaç beyaz fareyi bir kafes içinde buzdolabına koymuş ve orada bırakmıştır. İlk 24 saat gözlerinde kaçınılmaz ölüm korkusuyla, tüyleri bakımsız ve karmakarışık birbirlerine ve kafesin bir köşesine sokulmuşlardır. Ertesi günden itibaren fareler ağır ağır hareket etmeye başlamışlar, çok geçmeden psikiyatristin hayatında gördüğü muhteşem fareler haline gelmişler. Tüyleri yumuşak, tertemiz ve düzgünmüş. Birbirleriyle oynaşıyor, sürekli hareket ediyor ve durmadan yemek yiyorlarmış. Dondurucu ortama tümüyle uyum sağlamışlardı. Ama bir sabah kafesi buzdolabından çıkarmak üzereyken, bu son derece dinç ve sağlıklı fareleri ölü bulmuş.

Bu da Selye’nin Genel Uyum Sendromu araştırmalarında ortaya çıkan veriler doğrultusunda sonuçlanmıştır. Fareler başlangıçta alarm tepkisi göstererek ne mücadele ettiler ne de kaçabildiler. Bunun yerine hareketsiz kalarak, beden ısılarını koruyup, streslebaşaçıkmaya çalıştılar. Acil durumlarda bedenlerinin ürettiği yüksek düzeydeki adranalin ve kortizol, onların yeniden canlanmalarında ve gelişmelerinde yardımcı oldu. Ancak, durmaksızın süren soğuk yüzünden daha fazla dayanamayarak, titreyip öldüler.
STRESİN ÇEŞİTLERİ
Stres tepkisi yaratan durumlar 3 grupta toplanabilir:
1. Fiziki çevreden kaynaklananlar: Hava kirliliği, gürültü, kalabalık, radyasyon, sıcaklık, soğukluk, toz vs... verilebilir.
2. İş veya meşguliyet konusundan kaynaklananlar: Ağır iş, gece işi, aşırı yüklenme, karar verme güçlükleriyle dolu büyük sorumluluk getiren işler, zaman baskısı altında çalışma, rollerdeki belirsizlik, kişiler arası çatışmalar vs...
3. Psikososyal ögelerden kaynaklananlar: Bunlar da kendi aralarında 3’e ayrılır:
a. Günlük stresler: Günlük hayatın basit gerilimleridir. Örneğin, trafikte sıkışmak veya karşılaşılan bir terslik, evde işlerin aksaması, çocuk ağlaması, yemeğin yanması... Bunlar oldukça sık yaşadığımız streslerdir.
b. Gelişimsel stresler: Gelişimsel nitelikteki olayların sebep olduğu streslerdir. Burada söz konusu olan çocuk veya yetişkinlerin kronolojik durum ile ortaya çıkan gelişimleridir. Örneğin, çocuğun okula başlaması, 11-13 yaşlarında buluğ çağ, orta yaşın sonlarında menopoz ve andropoz, yetişkinlikte iş hayatına geçiş...
c. Hayat krizleri niteliğindeki stresler: Her hayata başlı başına biçim verecek nitelikteki olayların yarattığı streslerdir. Örneğin, ciddi hastalıklar, doğum, aile bireylerinden birinin ölümü, işten çıkarılma...


STRESİN KISA DÖNEM ETKİLERİ: Kalp atış sayısında artış, kan basıncında artış, endişe karamsarlık, kızgınlık, unutkanlık, dikkati toplayamama...

STRESİN UZUN DÖNEM ETKİLERİ: Kronik hastalıklar( başağrısı, kalp hastalığı), depresyon, fobiler, kişilik değişikliği, ruhsal hastalıklar, düşünce ve hafıza kusurları, uyku bozukluklarıdır.
Sonuçta; üretkenliğin azalması, zevk alamama, yakın ilişkilerden uzaklaşma ortaya çıkar.

STRESTEN KORUNMA YOLLARI
Psikolojik anlamda stres kişiye özgü ve biricik olan bireysel bütünlüğü bozucu ve zorlayıcı etkenlerdir. İnsanlar stres karşısında psikolojik ve sosyal bütünlüğü korumak amacındadırlar. Bu korumayı hem bilinçdışı mekanizmalar hem de bilinçli çabaları ile yaparlar. Kişiyi koruyan mekanizmalardan birincisi “ben savunma mekanizmaları” denilen bilinçdışı çalışan, gerçeği bozan korunma yollarıdır. En çok kullanılanları: bastırma, unutma, karşı tepki geliştirme, yansıtma, yer değiştirme ve gerilemedir.
Kişiliği koruyan diğer mekanizmalar bilinç ve çaba gerektiren gayretlerdir. Stres karşısında bilinçli sistemlerin etkisiyle daha çok bilgi edinme, anlama, algı alanını genişletme ve değerlendirme, yeni çözümler arama gibi zihinsel süreçler etkinlik gösterir.


STRESLE BAŞA ÇIKMA TARZLARI
Her insan aynı koşulları altında bile bir birinden çok farklı tepkiler gösterir. Biri kaygılı ve gerilimliyken diğeri soğukkanlı ve sakin olabilir. Bu çok doğaldır. Herkesin kendine özgü bir stresle başa çıkma tarzı vardır. Başaçıkma tarzımızın bazı yönleri sağlıklı ve etkiliyken diğer yönleri daha az etkili ve üstelik sağlığımıza, ilişkilerimize ve performansımıza zararlı olabilir.

Stresle başa çıkma tarzları: Sigara içmek, alkol almak, yemek yemektir. Bazıları strese tepki olarak geri çekilir, içine kapanır, pasifleşir, sorunlarıyla yüzyüze gelmekten kaçınır, bazıları aşırı tepki gösterir, bazıları stres karşısında hiç tepki göstermeyip yaşanan sıkıntıyı içinde biriktirir. Stresle başa çıkmada esnek olabilmek önemli bir niteliktir. Esneklik, değişime daha açık olmamıza olanak tanır. Böylelikle stresli olarak algıladığımız olay sayısı azalabilir.
Son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda “A Tipi” davranışların kalp hastalığı riskiyle bağlantılı olduğu belirtilmektedir. Fredman ve Rosenman yaşam biçimi ve kalp hastalığı arasındaki ilişkiyi araştırmışlardır. Bu çalışmada derinlemesine gözlem ve görüşme yöntemi ile denekleri davranışlarına göre A tipi ve B tipi olarak sınıflandırmışlardır.
A tipi davranışlar tipik olarak sürekli zamanla yarışan ve sabırsızlık duygusu içinde olan insanlarda görülür. A tipleri sabah erken kalkıp, işe gitmek için kapıdan fırlarken kahvesini bir dikişte içen, çoğunlukla bir çok şeyi aynı anda yapmaya çalışan insanlardır. Çoğu zaman ses tonları ve hareketleri yaşadıkları bu telaş duygusunu açıkça sergiler. Hızlı konuşurlar, konuşanın sözünü kesme eğilimindedirler. Konuşmanın gidişini denetlemeye çalışırlar. Yumruklarını sıkabilir ve dişlerini gıcırdatabilirler. A tipleri aynı zamanda aşırı derecede rekabetçidirler. Nitelikten çok niceliğe önem verirler, çoğunlukla güvensizdirler.

B tipleri ise daha rahat, daha uysal, daha az rekabetçi ve daha az saldırgandırlar. A tipleri küçük ayrıntılara takılma eğilimi gösterirken, B tipleri olaylara daha geniş bir bakış açısından bakabilirler. Yaşama karşı daha az telaşlı bir yaklaşımları vardır. B tipleri de stres yaşarlar, ancak zorlamalar ve tehditler karşısında daha az paniğe kapılırlar.

STRESLE BAŞA ÇIKMADA KENDİMİZLE OLUMLU DİALOG
Stresli bir durumla başa çıkmaya çalışırken kişinin kendisine olumsuz şeyler yerine, olumlu ve mantıklı şeyler söylemesinin yararlı etkisi olur. Olaylar karşısında gösterilen olumsuz tutumlar, kişinin kendine söylediği olumsuz sözler, o olay sırasında hissedilen gerginliği artırmaktadır. Bu durumu bir örnekle açıklayabiliriz; diyelim ki hazırladığımız bir ödevde önemli bir bilgiyi atladığımızı farkettik. Kendi kendimize şöyle söyleyebiliriz. “Berbat bir şey oldu. Böyle devam edersem asla başaramam.” Ya da şunları diyebiliriz “Çok aptalca bir hataydı. Ama yaptığım en kötü hata sayılmaz. Hocayla konuşup eksik kalan kısımları tamamlamayı önerebilirim.” İlk gruptaki düşünce olumsuz ve kişinin kendine zarar veren türdendir. İkinci grup ise daha olumlu ve sorunu çözmeye yöneliktir.


GEVŞEME TEKNİKLERİ VE YARARLARI
Stresli durumlarda gevşemeye ayrılan zaman yoğun stresin fiziksel etkilerini azaltmaya yardımcı olur. Gevşeye bilen kişiler, birikmiş stresin yarattığı gerginlikten sıyrıldıklarından yeniden enerji üretmek için bedenlerine zaman tanımış olurlar.

1) Derinlemesine gevşeme: Sinir sistemi rahatlar, kasların gerginliği azalır. Çok gergin ya da üzüntülü durumlarda gevşeme egzersizleri bu gerilimi tümüyle yok etmez ama azaltabilir. Derinlemesine gevşeme durumunu başarabilmek için biraz pratik yapmak gerekir.
Otojenik eğitim: Belli bedensel değişiklikleri yaratmak amacıyla hayal kurmaktır. Bunun için gözleri kapatıp sessizce oturmak ve kendi kendimize komutlar vermek gerekir. Örneğin; sağ kolum gittikçe ağırlaşıyor diyoruz. Kolumuzun ağırlaştığını hissediyoruz. Aynı şeyi sol kolumuz ve bacaklarımız için de yapıyoruz. Sonra sıcaklık duygusu geliştiriyoruz. Kolumuzdaki sıcaklığın arttığını hayal ediyoruz. Daha sonra kalp atışlarımızı sakinleştiriyoruz. Kendimize kalbim daha düzenli ve sakin atmaya başladı diyoruz. Aynı şekilde solunumu da düzenliyoruz. Son olarak bütün gövdem ısınmaya başladı diyoruz. Bunları yaparken alnım giddikçe serinliyor diyerek alnımızı serinletiyoruz. Kendi kendimize tekrarladığımız bu cümleler üzerinde odaklaşarak derinlemesine gevşemeyi gerçekleştirebiliriz.
Aşamalı gevşeme: Gevşeme durumunu ortaya çıkarabilmek için gerginlik durumunun iyice anlaşılması ve fark edilmesi gereklidir. Rahat bir pozisyonda oturarak ya da uzanarak başlayın. Gözlerinizi kapatın ve vücudunuzdaki çeşitli kas gruplarına odaklaşın. Ellerinizdeki kasları gerin ve yumruklarınızı sıkın. Yumruğunuzu sıkı tutmak için ne kadar çaba harcadığınıza dikkat edin. Sonra yumruğunuzu açın ve elinizin bütünüyle gevşemesine izin verin. Gerginlik ve gevşeme durumları arasındaki farkı görün. Bu yöntemi bedeninizdeki her bir kas grubu için izleyin.

Meditasyon: Bir sözcük ya da bir renk üzerinde odaklaşarak zihnimizi onu oyalayan çeşitli düşüncelerden sıyırıp sakinleştirmektir.
Biyo geri bildirim: Elektronik bir aygıtla beyin dalgalarını, kas hücrelerini ya da kan basıncını izlemektir. Amaç, bedensel tepkileri bazı sinyaller aracılıyla görmemiz ya da uymamızı sağlamaktır.

2) Hızlı gevşeme: Strese karşı koymak için, kısa gevşeme araları vermektir. Derin soluk alıp verme, kendimizin rahat bir yerde olduğunu zihinde canlandırma, kas alışkanlıklarını tanıma ve stresli durumlarda kendimizde olup biten fiziksel belirtilerin farkına varabilme.
Problem çözme teknikleri de stresle başa çıkmada yararlı olabilir. Aşamalar:
1) Problemi saptama: Problemin ne olduğunun açığa kavuşturulması stresin çoğunu hafifletir.
2) Seçenekleri gözden geçirme: Problemi saptadıktan sonra olabildiğince çok seçenek üretmektir.
3) Bir çözüm yolu seçme.
4) Eyleme geçme.
5) Sonuçları değerlendirme.
Zamanı iyi kullanarak stresi azaltma: zaman iyi kullanıldığında daha çok şey başarılır. Günlük etkinliklerimiz içinden gerekli olmayanları ayırarak öncelik tanıdıklarımıza odaklaşabilirsek yapılamayan şeyler için duyulan kaygı da azaltılmış olur. Etkili bir zaman planlaması için düzenli olmak, yazılı planlar yapmak, işleri uygun kişilere paylaştırmak ve zaman cetveli kullanmak yararlı olabilir.

Etkili iletişim: Stresli durumlar genellikle insanlar arası iletişim sorunlarından kaynaklanır. Sorunlarımızı bu kişilerle tartışabilmek çözüm için bir anahtardır. Senli cümleler yerine benli cümleler kullanmak ; senli cümleler insanları genellikle aşağılama eğilimindedir. Senli cümleler kullanıldığında karşı tarafta genellikle olumsuz ve savunmacı bir tepki oluşur. Örneğin; hep sözümü kesiyorsun, çok fazla gürültü ediyorsun, her şeyime karışıyorsun gibi.
Benli cümleler ise sorumluluğu kişinin kendi üstünde tutar. Örnek; bana fazla karıştığını düşünüyorum, söylemeye çalıştığım şeyi anlayamıyorum gibi.
Soru sorma teknikleri: Açık uclu sorular, karşımızdaki kişiye en üst düzeyde özgürlük sağlar. Yönlendirici sorular, evet ya da hayır şeklinde cevap alınan sorulardır. Neden arayıcı sorular ve belirleyici sorular da bu gruba girer.
Stresle başa çıkmada yardımcı olabilecek insanlar: Aile, yakın arkadaşlar, uzman kişiler…


STRES KONUSUNDA YAPILAN ARAŞTIRMALAR
Ülkemizde çalışan kadınlarda stresle başa çıkma ve psikolojik rahatsızlıklar üzerine Doç.Dr. Perin Uçman bir araştırma yapmıştır. Saraştırmada şu sorulara cevap aranmıştır:
1) Psikopatolojik belirtiler açısından cinsiyet ve eğitim düzeylerine bağlı farklılıklar var mıdır?
2) Stresle başa çıkmada “kendilik kontrolü” veya “öğrenilmiş güçlülük” boyutu açısından cinsiyet ve eğitim düzeylerine bağlı farklılıklar var mıdır?
3) Stresle başa çıkma yolları açısından cinsiyet ve eğitim düzeylerine bağlı farklılıklar var mıdır?
4) Global psikopatoloji düzeyi stresle başa çıkma yollarından hangilerini yordamaktadır?
5) Kendilik kontrolü psikopatolojik belirtilerden hangilerini yordamaktadır?

Araştırma örneklemini ilkokul mezunu 50 kadın ve 50 erkek ile üniversite mezunu 50 kadın ve 50 erkek oluşturmuştur.
Bulgular:
1) Çalışan kadınlar çalışan erkeklere kıyasla daha fazla psikolojik sıkıntı ve psikopatolojik belirtiler göstermektedir. Eğitim düzeyinde farklılık bulunamamıştır.
2) Kendilik kontrolü gerek cinsiyet gerek eğitim düzeyleri açısından anlamlı bir farklılık yaratmamaktadır. Eğitim düzeyine göre planlı davranış, çağresizlik, batıl inanç ve düşünce kendini yerme ve ruh halinde anlamlı farklılık bulunmuştur. İlkokul mezunları üniversite mezunlarından daha yüksek ortalamalara sahiptirler.
3) Batıl inanç ve düşünce, çağresizlik ve planlı davranışın genel psikopatoloji düzeyine anlamlı düzeyde yordadığı gözlenmiştir.
4) Depresyon kendilik kontrolü ile ters yönde ve anlamlı düzeyde yordama göstermektedir.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Form Çayları Kabızlığa Sebep Olabiliyor

Form Çayları Kabızlığa Sebep Olabiliyor

Çok eskilerde tedavi amaçlı çeşitli bitkiler ilaç yapımında, güzellik amaçlı ya da destek tedavilerde kullanılmış.

Günümüzde de halen şifa kaynağı bitkiler yoğun olarak kullanılmaktadır.

En fazla kullanılanlar ise; sinameki, ekinezya, papatya çeşitleri, gingko biloba, ginseng, melatonin, yosun hapları, efedra olarak sayılabilir.

Bunların arasında sindirim sorunları için kullanılan sinameki, kabızlık için kullanılmaktadır ancak vücuttan suyun atılmasını hızlandıran etkisi de vardır.

Bu anlamda kullanılan diüretik çaylar yani zayıflama çayları ya da form çayları barsaklardaki “mikrovillus” denilen tüylerin küçülerek düzleştirdiğinden kabızlığa sebep olur.

zayiflama1


Sinameki kontrolsüz olarak uzun süreli kullanıldığında, tüketilen besinlerin emilimini bozar ve kişi aldığı gıdalardan yararlanamaz.

Bir örnek vermek gerekirse; vücutta potasyum emilimi azalırsa kalp kaslarına olumsuz etkisiyle sorun oluşturacağından kalp hastalıklarını ortaya çıkarabilir...

5 Şubat 2010 Cuma

Aileden Biri Eğer Domuz Gribi İse Ne Yapmak Gerekir ?

Aileden Biri Eğer Domuz Gribi İse Ne Yapmak Gerekir ?
http://www.ensonhaber.com/images/news/200531.jpg

Domuz gribi olarak bilinen H1N1 virüsü Türkiye'de olduğu gibi dünyada da gündemi işgal etmeye devam ediyor.

Almanya'da Domuz Gribi konusunda araştırma yapan Robert Koch Institut, ailenizde birisi domuz gribine yakalandığında nasıl davranılması gerektiğini sıraladı.

1- Eğer ağır hasta değilse, ailede domuz gribine yakalanan birey evde kalmalı.

2- Domuz gribine yakalanan kişi evin içinde karantina altına alınmalı, diğer aile bireyleri sürekli maske kullanmalı. Hastaya iki metreden fazla yaklaşılmamalı.

3- Hijyene normal zamanda olduğundan daha fazla önem verilmeli: Giysi ve bulaşıklar daha yüksek derecede suyla yıkanmalı. Herkes kendi havlusunu kullanmalı. Ev sık sık havalandırılmalı. Eller sık sık yıkanmalı. Asla aynı yataktan uyunmamalı.

4-
Evde bebek ve hamile varsa, hastanın onlarla iletişime geçmesi kesinlikle yasaklanmalı

5- Domuz gribine yakalanan kişi hastalığın başlamasından 7 gün sonra virüsü başkasına bulaştırmaya başlar.
Kaynak:www.ensonhaber.com/

Siyah üzüm tedavi için kullanılacak

Siyah üzüm tedavi için kullanılacak

Türk bilim adamları, antikanserojen özelliği bilimsel araştırmalarla kanıtlanan siyah üzümün kanser hastalarında destekleyici tedavide kullanılması için proje yürütecek.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü ile Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı’nın ortaklaşa yürüteceği projenin başarıya ulaşması halinde hastalar yüksek fiyata aldıkları ithal ürünü çok ucuza edinebilecek.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan, dünyada ve Türkiye’de artış gösteren lösemi, lenfoma ve myeloma gibi hastalıklara yönelik tedavilerde büyük gelişme olmasına rağmen olumlu sonuç alınamayan vakalar da bulunduğunu söyledi.

Yıllardır ”Kemoterapinin yanı sıra destekleyici bir ürün alıp alamayacakları”nı soran hastalarına bununla ilgili bilimsel yayınlar az olduğu için çekingen yanıtlar verdiğini anlatan İlhan, bazı hastalarının ithal edilen pahalı ürünlerden kullandıklarını ifade etti. İlhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Son yıllarda siyah üzümün kabuğunda bulunan resveratrol adı verilen doğal antibiyotiğin lösemi hastalarında etkili olduğuna ilişkin araştırmalar yayımlandı. Bununla ilgili bir çalışma 33. Ulusal Hematoloji Kongresinde ikincilik ödülü aldı. Nature gibi dünyanın belli başlı dergilerinde bu maddenin kanser hücrelerine karşı etkili olduğu gösterildi ve çalışma çok hızlı ilerliyor. Hatta KML türü kanserli hastalarda çok etkin olan Glivec ilacına direnci olanlarda bile bu maddenin etkili olduğu ortaya çıktı. Yürüteceğimiz bu sosyal sorumluluk projesiyle önce Ziraat Fakültesi’ndeki araştırmacılar tarafından resveratrolun ülkede yetişen siyah üzümlerdeki oranı belirlenip ıslah çalışmaları yapılacak. Projenin ikinci aşamasında ise tıp fakültemizin hematoloji bilim dalında önce hayvan, sonra da insan deneyleriyle bu maddenin hastalar üzerindeki etkinliği belirlenecek. Proje başarıya ulaşırsa hastalar bu ürünlere çok daha ucuza ulaşabilecek.”

”Ürünün kemoterapi gören hastalarda etkili olup olmadığı” sorusu üzerine de İlhan, bazı bilim adamlarının kemoterapiden sonra değerlerinde düşme olan trombosit ve lökositlerin toparlanmasında bu maddenin etkili olduğunu gösteren çalışmalar ortaya koyduklarını bildirdi. İlhan, ”Literatüre geçen çok başarılı sonuçlar var. Kemoterapide dirençli olgularda bile işe yaradığı görülmüş” şeklinde konuştu.

Antikanserojen etkisi olan bu maddenin bir alternatif tedavi değil, ilaçla beraber alınması gereken tamamlayıcı bir ürün olduğunu vurgulayan İlhan, ”Lösemi ve lenfoma tedavisinde, kemoterapinin etkisinin artırılması ya da yan etkilerinin azaltılması için kullanılabilecek. Ama bunun için öncelikle projemizin sonuçlanması gerekir” dedi.

-RESVERATROLUN ANTİKANSEROJEN VE ANTİMUTAJEN ÖZELLİĞİ-

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Söylemezoğlu da siyah üzümün soğuk hava koşulları, mantar enfeksiyonları gibi etkenlere bağlı olarak kendini korumak için ürettiği resveratrolun, antikanserojen ve antimutajen özelliği bulunduğunu söyledi.

Bu maddenin siyah üzüm çeşitlerinde yoğun olarak bulunduğunu anlatan Söylemezoğlu, araştırma kapsamında, asmanın gen merkezi olan Türkiye’de yetiştirilen üzüm çeşitlerinde bu maddenin düzeyinin belirleneceğini kaydetti.

Söylemezoğlu, çalışma kapsamında üzümün çekirdeği, kabuğu ve salkım sapının yanı sıra şarap ve pekmez gibi bu meyveden üretilen ürünlerdeki resveratrol düzeyine de bakacaklarını bildirdi.

Üzüm suyu ve kuru üzüm gibi besinlerdeki resveratrol oranını da araştıracaklarını belirten Söylemezoğlu, ”Bu araştırma, hem kültür çeşitlerinde hem yabani tipteki asmalarda hem de Amerikan türlerinde yürütülecek” diye konuştu.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Çolak ise projeyi TÜBİTAK, DPT ve diğer ilgili kuruluşların desteğiyle yürütmeyi planladıklarını söyledi.

4 Şubat 2010 Perşembe

Fazla Yağlardan Kurtulmanın Yolu Enjeksiyon Lipoliz

Fazla Yağlardan Kurtulmanın Yolu Enjeksiyon Lipoliz
Yöntem hakkında merak edilenleri Acıbadem Bakırköy Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü'den Doç. Dr. Halil İbrahim Canter yanıtladı:


Enjeksiyon Lipoliz nedir?
Kilo sorunu olan insanlarda en çok yağ birikimi cilt altında oluşur. Bu bir zayıflatma tekniği değil, vücuda şekil kazandırmak için yapılan bir işlemdir. Derinin altındaki yağın içine ilaçlar enjekte ediliyor. Yağın kontrollü bir şekilde uzaklaştırılması sağlanıyor. Avrupa'da ve Amerika’da bir süredir bu yöntem kullanılmaktadır. Objektif hakemlerin değerlendirdiği uluslararası saygın plastik cerrahi dergilerinde sayıları binli rakamlara ulaşan serilerin sonuçlarının sunulması ile tekniğin güvenilirliği artık daha net ortaya konulmuştur.

1-1,5 cm aralıklı özel bir şablonun cilt üzerine konulup, enjeksiyon yapılacak noktalar cilt üzerine işaretlenir. Daha sonra işaretlenen noktalara, hastanın ihtiyacına göre farklı hacimlerde derinin altındaki yağ tabakasını eritecek ilaç enjekte edilir. Baş, boyun, kol, karın ön duvarı, bel, bacak, diz yanları gibi liposuction yapılan tüm vücut bölgelerine bu yöntemde uygulanabilir.


Liposuction yöntemine bir alternatif olabilir mi?
Zaman zaman tekniklerden sadece bir tanesi tercih edilse de, pratik uygulamada birbirlerinin alternatifi olmaktan çok birbirlerini tamamlayıcı teknikler olarak kullanılmaktadırlar. Liposuction sonrasında hastayı rahatsız eden ufak tefek deformiteler kaldıysa, bu deformiteler bir iki seanslık enjeksiyon lipoliz uygulaması ile yok edilebilir. Cilt sarkması olduğu için normalde liposuction uygulanamayacak hastalarda birkaç seans enjeksiyon lipoliz uygulaması ile cilt gerginleştirilip, sonrasında liposuction uygulanabilir.

Plastik cerrahi camiasında son 10 yılda botoks, dolgu maddesi uygulanması gibi ofiste yapılan işlemlerin, ameliyathanede yapılan cerrahi yöntemlere göre daha hızlı artış gösterdiği ortaya konulmuştur. Liposuction yaptırmak istemeyen hastalarda enjeksiyon lipoliz ile 5-6 seanslık tedavinin sonunda bir seans liposuction'da elde edilen sonucun aynısı elde edilebiliyor. Bu sayede daha yavaş bir düzelme sağlansa da hastalara cerrahi dışında bir seçenek de sunulabilmektedir.



Kaç seans yapılması yeterli oluyor, uygulama nasıl yapılıyor?
Bu işlemi yaptırmak isteyen kişi; hastaneye yatmasına, anestezi almasına gerek kalmadan 3-6 ay aralıklarla enjeksiyon lipoliz yaptırabilir. İşlem sonrası birkaç saat gözlem altında tutulduktan sonra günlük hayatına dönebilir. Yöntemin en önemli avantajları arasında tekrarlanabilir olması, yan etkisinin düşük olması, pahalı olmaması sıralanabilir.

Sağlık Bakanlığı'nın izin ve onayını almış, ithal edilen ilaçlar kullanılmaktadır. Firma ilacı steril koşullarda hekime ya da kuruma sağlamaktadır. Sağlık bakanlığı tarafında onaylanan ilacın kullanılması çok önemli bir noktadır. Artık hekimler bu yöntemde uygulanan ilacı kendileri farklı ilaçları karıştırarak elde etmiyorlar. Ayrıca hastalar kendilerine uygulanan ilacın tam içeriğini bilebilmektedirler.

Aynı bölgeye uygulanacak iki tedavi arasında 4-8 haftalık bir bekleme süresi olmasında fayda vardır. Bunun sebebi enjeksiyon sonrası vücutta şekillenmenin yara iyileşmesi süresince devam etmesidir.

İlaç enjeksiyonunu takiben yağ dokusu parçalanmakta ve bölgesel bir doku hasarı oluşmaktadır. Enjeksiyon yapılan her alanda oluşan bu minik doku hasarları vücut tarafından onarıldığında; deride gözlenen net etki ise derinin daha sıkı ve daha gergin bir hal almasıdır. Bir başka deyişle, bu bekleme süresince iyi yönde şekillenme devam etmektedir. Uygulanacak tedaviler arasındaki bekleme sürelerine özen gösterilerek gereksiz ek girişimlerden kaçınılabilir veya istenmeyen aşırı tedavilerin önüne geçilebilir.

Hastaların pek çoğunda uygulanan 3 seans tedaviden sonra istenilen hedefe ulaşılırken, bazılarında bu sayı 6 seanslık tedaviye kadar ulaşabilir. Bu farkı belirleyen en önemli etken, tedaviye başlanırken hastadaki mevcut deformite miktarıdır. Deformite fazlaysa; daha yavaş, uzun süren bir düzelme süreci olmakta ve daha fazla sayıda seansa ihtiyaç doğmaktadır. Bu sebeple kimi zaman tedavi süresi 1-1,5 yılı da bulabilmektedir. Bir seansta uygulanabilecek maksimum doz bellidir. Hastanın farklı bölgelerine uygulama yapılması gerekir ise; o zaman her bölgeye farklı günlerde uygulama yapılmalıdır. Bölgeler arasında birkaç gün ara verilerek uygulanan ilacın vücuttan uzaklaşmasına süre tanınmalıdır.



Yöntemin kimlerde kullanılmaması gerekiyor?
Her ilacın alerjik reaksiyon riski vardır. Bu yöntem gebelere, anne sütü verenlere, 18 yaşından küçük olanlara, kronik hastalığı olanlara önerilmemektedir. Kronik hastalıkların yarattığı genel problemlerin dışında yağ metabolizmasını etkileyecek bir müdahale yapıldığından, bu işlem kronik hastalıkları artırabilir. Ayrıca ilaç karaciğerde metabolize edilip, böbreklerden atıldığından karaciğer ve böbrek yetmezliği olanlarda bu yöntem önerilmemektedir.

Kumadin, heparin gibi kan sulandırıcı ilaç kullananlarda bu işlemi gerçekleştirmek güvenli değildir. Ciltaltı kanamalara ve morlukların oluşmasına neden olabilir. Diyabeti ve periferik dolaşım bozukluğu olan kişilere de önerilmemektedir. Bazı otoimmün hastalığı olan hastalarda (bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine saldırdığı hastalıklarda) önerilmemektedir. Kemoterapi alan, son 6 ayda steroid kullananlarda tercih edilmemektedir. Ayrıca kilo vermek için bu yöntemi isteyenlere uygulanmamaktadır; bu yöntem zayıflatma için uygulanan bir teknik değildir.


Hangi yan etkiler oluşuyor?
Uygulama anında enjeksiyon için yapılan iğnelerin ağrısı oluyor, ancak kullanılan iğneler çok kısa ve ince oldukları için bunu tüm hastalar çok rahat tolere edebiliyor. İlk uygulamadan sonra uygulanan bölgeleri arı sokmuş gibi kaşıntı, kızarıklık, hafif şişlik oluşabiliyor. Karın ve bacaklarda bu durum daha iyi tolere edilebilse de yüze veya çeneye uygulama yapılıyorsa hastaların daha dikkatli takip edilmesi gerekmektedir. Kızarıklık, işlemi takip eden gün içinde kaybolmakta, şişliğin inmesi ise birkaç günü bulabilmektedir. Hasta iki hafta içinde gözle görülen düzelmeyi fark etmekte, uygulamanın nihai etkisi ise 4-8 hafta içinde gelişmektedir. Lokal kan akımını artırmak faydalıdır. Bu sebeple aktif egzersiz ve masaj uygulanması yöntemin başarısını artırır. Ancak liposuctionda olduğu gibi korse giymesine gerek yoktur.

2 Şubat 2010 Salı

Doğum Kontrol Yöntemleri

Doğum Kontrol Yöntemleri

Doğum Kontrol Yöntemleri
Tüm aileler ve bireyler kendi doğurganlık davranışları konusunda doğru bilgiye dayalı, bilinçli ve gönüllü bir seçim yapmalıdırlar. Böylece istemedikleri gebeliklerden sağlıklı ve etkin bir biçimde korunabilirler.

A-Doğal Yöntemler
Doğal aile planlaması çiftlerin doğurganlık bilinci ile gebeliği önlemeyi ya da oluşturmayı sağlayan bazı kuralları birlikte uygulaması olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü, doğal aile planlamasını, manstrüel sişkusun (adet sişkusu) fertil ve infertil dönemlerinde, doğal belirti ve semptomları gözleyerek gebeliğin planlanması ya da gebeliğin önlenmesi yöntemleri olarak tanımlamıştır.

Doğal Yöntemlerin Etkinliği %75’dir.

1. Servikal Mukus Yöntemi (Rahim Ağzı Salgısı)
Kadın vajinadaki salgıyı kontrol eder. Gözlemini ve salgının eldeki hissini her gün kaydeder. Ovülasyon (yumurtlama) yaklaşırken mukus artar, incelir ve rengi berraklaşır. Daha elastik ve kaygan olur. İki parmak arasında yavaşça uzatılabilir. Bu tür mukus spermlerin yaşamsını ve yumurtaya doğru ilerlemesini sağlar. Ovülasyondan önce ve sonraki dönemlerde mukus azalır ve yapışkan bir hal alır. Vajen kuru hissedilir. Mukusun arttığı bu dönemde cinsel perhiz yapılır.

2. Bazal Vücut Isısı Yöntemi
Ovülasyondan sonra salgılanan pregesteron hormonu ısı arttırıcıdır. Yeni vücut ısısını 0,2 ?C ile 0,5 ?C arasında yükseltir ve bir sonraki menstrüasyona kadar yüksek ısıda tutar. Bu yükselişe termalleşme denir ve bu da bazal vücut ısısı yönteminin temelidir. Ovülasyon denime, vücut ısısını izleyerek saptanabilir.

Cinsel perhiz, menstrüel kanamanın ilk gününden, ısı artışının saptandığı 3. günün sonuna dek sürdürülmelidir. Isı çizgisinin üstünde 3 ısı kaydedene kadar beklenmelidir. Bir sonraki menstrüel kanama başlayana kadar cinsel perhize ara verilir.

Bu yöntem tek başına kullanılmamalıdır. Servikalmukus ve/veya servikal palpasyon (elle muayene) yöntemleri ile birlikte kullanılmalıdır.

3. Servikal Palpasyon (Rahim Ağzını Parmakla Muayene) Yöntemi
Kadın kendi kendini elle muayene ederek, servikal (rahim ağzı) kenarındaki değişiklikleri tanımlayabilir. İnfertil (güvenli) dönemde serviks,dış ağzı kapalıdır ve elle kolayca ulaşılır. Yaklaşan yumurtlama (ovülasyon) ile birlikte ostrojen harmonu düzeyi yükseldikçe serviks yumuşar. Yukarı doğru çekilir ve dış ağızı açılır. Ovülasyondan ortalama 4-5 gün nce yumuşamanın başlaması belirgin hale gelir. Elle rahim ağzı daha zor ulaşılır bir hal alır ve ele gelince de yumuşaktır. Eşler servikste ilk değişikliklerin belirlendiği andan, serviksin kolayca hissedildiği, sert olduğu ve ağzının kapalı olduğu zamana kadar cinsel ilişkide bulunmamalıdır.

4. Takvim Yöntemi
Kadının bir periyodu 30 gün kabul edilirse ovülasyon adetin başlangıcından 16-18 gün sonradır. Buna göre adetin başladığı gün birinci gün olursa, adetin başlangıcından sonraki 14 ile 21. gün arası döllenme için en riskli dönemi oluşturmaktadır. Bu dönemde cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Menstrvel sişkusun süresinin tam bilinememesi ve bir çok nedenden de etkilendiği için güvenli bir yöntem değildir ve kullanılmamalıdır.

5. Geri Çekme
Cinsel ilişki sırasında erkeğin cinsel organının, boşalmadan önce vajenden çıkartılıp, meninin vajen dışına boşaltılmasıdır. Başarı oranı %75’dir. Başarı ile uygulandığında bile kadında ve erkekte psikolojik ve fizyolojik sorunlar ortaya çıkabilmektedir.

6. Vajinal Yıkama
Bazı kadınlar, vajina duvar ve kanalındaki spermleri yıkayıp atma düşüncesi ile cinsel ilişkiden hemen sonra vajinayı su ile yıkamanın gebeliği önlediğine inanır. Bu yöntem doğum kontrol yöntemi olarak tamamen etkisizdir. Çünkü spermlerin birkaç saniye içinde servikal mukusa geçebilirler.

B- Emzirme ve Gebeliğin Önlenmesi
Adet kanaması olmadıkça emzirmeyle gebelikten korunma yöntemi olarak tanımlanan bu yöntem özellikle doğumdan sonraki ilk aylarda, süt veren kadınların, belli koşullarla doğal olarak doğurgan olmadığı düşüncesine dayanır. Emzirmenin her koşulda gebelikten korumadığı bilinmelidir. Belli koşullarda ve belli süre için emzirme ile korunabilinir. En fazla 6 ayı düzenli emzirme ve adet görülmemesi koşullarında emzirme, kadının bu dönemde yeniden ovülasyona ve adet görmesini geçiktirir. Etkinliği %85’dir.

C- Bariyer Yöntemler
Spermin rahim boşluğuna geçmesini engelleyerek gebelikten korurlar. Bariyer yöntemleri güvenlidir, yan etkileri yoktur, birlikte kullanımı etkinliklerini arttırır. Kondom (prezervatif), dioatrem ve spermisitler bu yöntemlerdendir.

1. Kondom
Cinsel ilişki sırasında penise takılan bir kauçuk kılıftır. Spermin vajinaya girmesini engeller. Sperisitler ile birlikte kullanılması etkinliğini arttırır. Doğum kontrolü dışında, AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasını önler.

2. Diyafram
Diyafram rahim ağzını örten, kenarları daha sert, kauçuk bir araçtır ve servikal açıklığa uygulanan spermisit jel ya da krem ile birlikte kullanılır spermisit madde diyafram tarafından fiziksel olarak engellemeyen spermleri öldürür.

3. Spermisitler
Vajinal spermisitler, spermlerin servikse ulaşmadan etkisiz hale getirilmeleri için vajinaya konur. Köpük, tablet, krem şeklinde bulunurlar. Diğer doğum kontrol yöntemlerine göre etkinliği daha azdır. Etkinliğini artırmak için kondom veya diyafram ile birlikte kullanılmalıdır.

D-Oral Konto Septitler (Doğum Kontrol Hapları)
Doğum kontrol hapları şunlardır;
- kombine doğum kontrol hapları
- Yalnız prefesteron içeren haplar (mini haplar)
- Ertesi gün hapı

1. Kombine Doğum Kontrol Hapları
Çok güvenilir bir doğum kontrol yöntemidir. Östrojen ve progesteron hormonları birlikte bulunur. Ostrojen, yumutlamayı (ovulosyonu) baskılar ve döllenmiş yumurtanın gelişmesini engeller. Progesteron rahim ağzı sıvısının azaltıp kıvamının artmasına neden olarak spermlerin geçişini engeller. Etkinliği%99,9’dur. En etkili yöntemdir. Her gün hormon içeren haplardan bir tane alınır. Kullanımı kolaydır. Yumurtalık ve rahim kanseri riskini azaltır, iyi huylu meme hastalıklarını azaltır. Kemik erimesi riskini azaltır. Hap kullanmaya son verdikten sonra doğurganlık yeteneği tekrar devam eder. Kullanmaya başlamadan önce gebelik testi ile gebelik olup olmadığı saptanmalıdır. Meme kanseri, kan pıhtılaşması olanlarda, kalp hastalarında, karaciğer hastalarında kullanılmamalıdır. 6 aylıktan küçük bebek emzirenlerde, sigara içenler, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, migren, depresyon tanısı olanlarda ise kontrol altında kullanılmalıdır.

2. Yalnız Progesteron İçeren Haplar (Mini Haplar)
Ostrojen içermezler ve kombine doğum kontrol haplarına göre daha az progesteron içerirler. Kadında doğal olarak oluşan rahim ağzı sıvısını kalınlaştırarak spermin geçişine engel olur ve yumurtlamayı %50 oranında engeller. Etkinliği %96’dır. Her gün aynı saatte alınmalıdır. Emziren kadınlarda kullanılabilir. Ostrojenin yan etkilerinden dolayı kombine doğum kontrol hapı kullanmayan kadınlarda kullanılabilir.

3. Ertesi Gün Hapı
Ertesi gün hapı doğum kontrol yöntemi değildir. Korumasız cinsel ilişkiden sonra, sürdürülmesi kesinlikle istenmeyen gebeliklerin, döllenmiş yumurtanın rahim yüzeyine yerleşmesinden önce önlenmesidir. Tecavüz gibi zorunlu durumlarda başvurulan bu haplar, kullanacak olan kişiye marka belirtilmeden ve paketinden çıkarılarak verilmelidir.

E-Enjete Edilen Doğum Kontrol İlaçları
Pregesteron içeren ilaçlardır. Ovülasyonu (yumurtlama) engeller. Ayrıca, spermin rahime girmesini engelleyen kalın bir servikal mukus da oluştururlar. 3 ayda bir kullanılırlar. Geçici kontrosptit yöntemlerinin en etkililerinden biridir. Adet düzensizlikleri yapabilir. Yumurtalık kanserine karşı da koruyucudur. Ciddi bir tıbbi sorunla karşılaşılmadıkça süresiz kullanılabilir. Hamile olan, karaciğer hastalığı, damarlarında pıtılaşma, meme kanseri, nedeni bilinmeyen kanamalarda kullanılmamalıdır.

F-Deri Altı İmplantleri
Beş yıl süreyle korunma sağlayan etkili, uzun süreli ve geri dönüşümlü bir doğum kontrol yöntemidir. Yapay hormon içeren yumuşak silikondan yapılmış altı ince ve esnek kapsül kadının üst kolunun iç kısmında derinin hemen altında küçük cerrahi bir girişimle yerleştirilir vücuda yavaş yavaş hormon salgılar. İçinde prefesteron hormonu ovülasyonu (yumurtlama) baskılayarak ve servikal mukusu, sperm geçişini engelleyecek biçimde kalınlaştırıp azaltarak gebeliği önler. En etkili doğum kontrol yöntemlerinden biridir gebelerde. Karaciğer hastalığı damarda pıhtılaşması olanlarda meme kanserinde kullanılmaz.

G-Rahim İçi Araçlar (RİA)
Günümüzde RİA, dünyada en yaygın olarak kullanılan geri dönüşümlü, uzun süre etkili doğum kontrol yöntemidir. Türkiye’de en çok Bakır T390A RİA kullanılır. Şekli T harfine benzer.

RİA rahim içine yerleştirilir, genellikle bakır ya da bir steroid hormon içeren, küçük plastik bir cisimdir. RİA spermin üst genital yollara ulaşmasına, yumurtanın (ovum) hareket etmesine engel olarak döllenmeyi engeller. Cinsel ilişkiyi etkilemeyen, güvenli ve çok etkili bir yöntemdir. Emziren kadınlar içinde uygundur.

RİA çıkarılıncaya kadar rahimde durur. Kendiliğinden düşerse vajinadan atılır. Rahim ağzında yara ya da kansere neden olmaz. Yerinde olup olmadığı klavuz ipi yoklanarak anlaşılır. 8 yıl kadar kullanılabilir. Cinsel yolla bulaşan (AİDS gibi) hastalıklara karşı koruma sağlamaz.

Kadının hamile olmadığından emin olunduğunda adet süresi boyunca herhangi bir zamanda uygulanabilir.

H-Gönüllü Cerrahi Sterilizasyon
Gönüllü cerrahi sterilizasyon (kısırlaştırma) bütün dünyada kabul gören ve giderek yaygınlaşan bir aile planlaması yöntemidir. Baka çocuk istenmeyen ve doğurganlıklarını sona erdirmek isteyen çiftler için en güvenli yöntemlerden biridir. Doğurganlığı kalıcı olarak sona erdiren 18 yaşını doldurmuş olan herkese rızası ile, evliyse eşinin de onayı alınarak işlem yapılabilir. Kadında tüp ligasyonu (tüplerin bağlanması), erkekte vazektemi (sperm kanallarının bağlanması) şeklinde yapılan işlem, eğer istenilirse mikro cerrahi yöntemler ile düzeltilip, geriye dönüş de sağlanabilir. Ancak tekrar bu düzeltme işlemleri çok pahalı, zaman alıcı ve kesin sonuç garanti edilemez. Kadında tüp ligasyonu (tüplerin bağlanması) cinsel işlevleri etkilemez. Her iki tüp bağlandığı için yumurtalıktan gelen yumurta rahime ulaşamaz ve döllenmede engellenmiş olur.

Erkekte uygulanan vazektemi (sperm kanalının kesilip bağlanması) yönteminde spermin mekanik olarak dışarı ulaşması engellenmiş olur. Erkekte cinsel istek ve tenksiyonlar yönünden bir bozukluğa neden olmaz. Geri dönülmesi güçtür, kalıcı bir yöntem olarak kabul edilmelidir.

Üreme Organları

Üreme Organları

Hazırlayan: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi

KADIN ÜREME ORGANLARI

HAZNE (VAJİNA):
Dış üreme organları ile rahim arasında uzanan bir kanaldır.
Görevleri: Cinsel birleşme bu kanalda gerçekleşir.
· Adet kanaması bu kana yolu ile dışarı atılır,
· Bu kanal aynı zamanda doğum yoludur.

RAHİM (UTERUS)
Büyüklük ve şekil olarak armuda benzeyen bir organdır. İdrar torbasının arkasında barsağın son kısmının (rektum) önünde yerleşmiştir. İç kısmı endometriyum olarak adlandırılan bir tabaka ile döşenmiştir. Her adet döneminde yeniden hazırlanır ve adet kanaması ile dışarı atılır. Embryo rahim içinde bu tabakada gelişir ve bu tabaka gebeliğe yataklık yapar.

Görevleri:
· 38-40 hafta boyunca bebeğin büyümesi ve gelişmesini sağlayan bir organdır.
· Doğum eylemi sırasında kasılarak bebeğin ve eşinin (Plasenta) doğmasını sağlar.
· Her adet döneminde gelişen endometriyum tabakası dökülerek adet kanamasının olmasını sağlar.

RAHİM KANALLARI (FALLOP TÜP'LERİ):
Rahmin her iki üst yanından yumurtalıklara doğru uzanan çok ince tüplerdir.
Görevleri:
· Yumurtalıklardan atılan yumurta hücresini alarak rahime doğru naklini sağlar.
· Tüp içinde seyahat eden yumurta hücresi eğer bir erkek tohum hücresi ile karşılaşırsa döllenme gerçekleşir, yani sperm ile yumurtanın karşılaşmasını sağlar, döllenme burada gerçekleşir.

YUMURTALIKLAR (OVEKLEK):
Tüplerin karın boşluğuna açılan uçlarının bittiği bölgede, karın arka yan duvarına bağlı olarak yer alırlar. Rahim kanalları yumurtanın atılacağı zaman, yumurtalıklar üzerine huni gibi kapanırlar. Şekil olarak bademe benzerler.
Görevleri:
· Her ay olgun bir yumurta hücresi üretirler.
· Hormon salgılarlar. Bu hormonlar iki önemli kadınlık hormonu olan östrojen ve progesterondur. Tüm hayat boyunca etkileri süren hormonlar, üreme organlarının gelişmeleri için önemlidir. Östrojen ve progesteron hormonları endometriyum tabakasını her ay yeni bir gebelik için hazırlarlar.

ÖSTKOJEN:
Adet kanamasından itibaren salgılanmaya başlar. Yumurtlama zamanında en yüksek düzeye ulaşır.

· Rahmin, tüplerin, vajenin ve dış üreme organlarının ergenlik döneminde gelişmesini sağlar.
· Tüplerin hareketini arttırarak yumurtaların rahime taşınmasını sağlar.
· Rahmin iç tabakasının (endometriyum) kalınlaşmasını ve olası bir gebeliğe karşı hazırlanmasını sağlar.
· Rahim kaslarının kasılmasını sağlar:

PROGESTERON:
Yumurtlama olduktan sonra daha fazla miktarda salgılanmaya başlar.
· Gebelikte endometriyum tabakasının yıkılmasını önleyerek gebeliğin devamını sağlar.
· Vücut ısısını yarım derece yükseltir.
· Rahim kaslarının gevşemesini sağlar.
· Yumurtalıklardan salgılanan östrojen ve progesteron hormonlarının kandaki miktarları, beyinde yer alan ve hipofiz adı verilen bir salgı bezi tarafından kontrol edilir. Hipofizden salgılanan östrojen ve progesteronu etkileyen hormonların kısaltılmış isimleri; FSH ve LH' dır.

FSH (folikül uyarıcı hormon)
Her ay yumurtalıklardan, içinde yumurta hücresini de barındıran bir folikülün, yumurtlama yapabilecek bir kapasiteye kadar gelişmesini sağlar, Gelişen bu yumurta hücresi östrojen hormonu salgılar. Östrojenin kanda yükselmesi FSH'nin düşmesine neden olur.

LH ( Luteinize edici hormon )
FSH ile birlikte yumurtlamayı sağlar. Yumurtlamadan hemen önceki günde LH salgısı artar. Progesteronun kanda yükselmesi LH'nin düşmesine neden olur.

ERKEK ÜREME ORGANLARI

1. İdrar torbası
2. Meni kesecikleri
3. Prostat
4. İdrar yolu
5. Sperm kanalları
6. Epididimis
7. Erkek yumurtalıkları (testisler)

ERKEK YUMURTALIKLARI (TESTİSLER):
Torbalarının içinde sağda ve solda yerleşmiş olarak bulunur. Görevleri;
· Erkek tohum hücrelerini (sperm) üretmek.
· Erkeklik hormonu (testosteron) salgılamak.

TESTİS TORBALARI (SKROTUM):
Testisleri saran deri torbadır.
Görevleri:
· Testislerin 35,5-36 derece sıcaklıkta muhafaza edilmesini sağlar, çünkü erkek yumurtalıkları spermi ancak bu sıcaklıkta üretir. Oysa vücut sıcaklığı 37 derecedir, bu nedenle erkeklerde yumurtalıklar kadınlardan farklı olarak torba içinde vücut dışına alınmıştır.

EPİDİDİMİS:
Testislerde üretilen tohum hücrelerinin, tohum kanallarına
ulaşmadan önce toplandıkları yerdir.
Görevleri:
· Erkek tohum hücrelerinin olgunlaşmak için kısa bir süre beklemelerini sağlar

TOHUM KANALLARI (SPERM KANALLARI):
Erkek tohum hücrelerini testislerden çıktıktan sonra meni keseciğine ulaşmak için geçtikleri kanaldır.
Görevleri:
· Erkek tohum hücrelerini taşımada aracı bir yoldur.

MENİ KESECİKLERİ ( VESİKA SEMİNALİB):
İdrar torbası ile rektum arasında bulunan kese şeklindeki bir yapıdır.
Görevleri:
· Dışarıya atılmadan önce erkek tohum hücrelerini içinde muhafaza eder.
· Boşalma anında atılan sıvının (meni) bir kısmını üretir.
· Salgıladığı sıvı ile erkek tohum hücrelerinin beslenmesi ve hareketini sağlar.

PROSTTAT:
İdrar torbasının hemen altında yer alan ceviz büyüklüğünde bir organdır.
Görevleri:
· Alkalen (asit olmayan) bir sıvı salgılayarak spermlerin asidik ortam olan vajende yaşamalarını sağlar.
· Adale kasılmaları ile erkek tohum hücrelerinin hızla dışarı atılmasını sağlar.

PENİS:
Erkekte dış üreme organıdır.
Görevleri:
· Cinsel birleşme sırasında spermlerin hazneye atılmasını sağlar.
· İdrar yolu da penis aracılığı ile dışarı açılır.